BÖLÜM 3 - AYIN İLK PAZARTESİ
Çağımızda teknolojinin her alanda nasılda ilerlediğinin mucizevi kanıtlarından. Oradan buraya taşıma kolaylığı sağlaması sebebiyle birçoklarının hayranlık duyduğu, ama bizim kıza göre kitap okuyup okumadığını anlamadığı icat.
Koltukta yayılarak kitap okumayı tercih edeceği bir pazar günü, kafede oturmuş kızların gelmesini bekliyordu. Kızlara laf anlatmanın zor olduğu zamanlardan birindeydi; o yüzden şansını çok zorlamamıştı. Hem ne zamandırda adam akıllı görüşemiyorlardı zaten. Yanlış anlaşılmasın kızları elbette çok seviyordu ama şu son zamanların değişmez konusu evlilik onları da etkisi altına almıştı ve bu durum kızımızın canını baya sıkıyordu. Sürekli bir ben merkezcilik ve sürekli aynı konu çevresinde dolaşmak nereye kadardı ama değil mi? Ama başa gelen çekilirdi.
Hem o da az değildi; bazen kızlara iyi çektiriyordu.
Kızların muhakkak ki geç kalacağını bildiği için de kafede rahatsız edilmemek adına köşeden bir masa bulup kurulmuş sıcak bir şeyler yudumlarken elindeki e-kitap okuyucuya dalıp gitmiş durumda gelmelerini beklemekteydi şimdi.
Bu ay bir önceki kadar yoğun bir iş fırtınasına kapılmadığı ve evde de durumlar sakin olduğu için kitaplarına kendine vakit ayırabilmeyi iyi bir şekilde başarmıştı. Öyle ki şu an bu ayın dördüncü kitabını okuyordu. Ayın başında gizemli dostunun -hala ona nasıl hitap etmesi gerektiğini bilmiyordu; evlilik konularından sıra gelirse belki kızlara sorardı- verdiği kitap o kadar inceydi ki, bir de eğlenceli olunca bir gecede bitmişti. Hal böyle olunca da insanların hakkında çok konuştuğu bir üçlemeye başlamıştı. Bu sebeple 4 ayrı kitap okumuş gibi de hissetmiyordu. Üç kitabı kapkalın tek bir kitap olarak görüyordu. İnsanlarda kitabın nesini sevmişlerdi pek anlamamıştı açıkçası; o kadar büyük olay yaratacak bir kitap değildi ama akıcıydı neyse ki, okunuyordu.
Tam başını kitaptan kaldırmış kızlar acaba daha ne kadar geç kalabilirler diye saatine bakacaktı ki kızların gülüşerek ona yaklaştıklarını görüp el salladı.
Buluşmanın ilk yarım saati Hayal’in tahmininden daha farklı geçmedi maalesef. Onlar anlattıkça Hayal ya kafa salladı ya da yüzüne duruma uygun düşecek ifadeyi vermeye çalıştı. Bunu yaparkende çok yapmacık görünmemiş olmayı umuyordu. Ama kızlar zaten öyle dalmışlardı ki onun tepkilerini de pek umursamıyorlardı.
Telefonundan bir şeye bakıyormuş gibi yapıp kitabı oradan okumaya devam etse ne olurdu ki sanki? E-kitap’ın bir faydası daha işte. Bir de sevebilseydi…
“Aynen öyle Nil’cim. Kendimi çok neşeli hissediyorum. Google gibiyim.”
“Neşeli değil o şanslı.” dedi Hayal telefonundan başını kaldırmadan gayri ihtiyari bir şekilde. Bu sırada karşısında oturan esmer arkadaşının düzeltilmiş olmanın verdiği alınganlıkla kendisine attığı bakışı da kaçırmıştı.
“Eh neşem de muhteşem şansımın getirisi olduğu için sorun yok.” diyerek gülmüş ve yine ne anlatmak istiyorsa ona geri dönmüştü arkadaşı.
Amacı hiçbir zaman ukala olmak değildi aslında Hayal’in; sadece kendini tutamıyordu. Boş bulunuveriyordu kızımız çoğu zaman. Bu da kızımızın kafasındaki fazla bilgi ve bazen aşırıya kaçan hayal gücünden kaynaklanıyordu. Sanırım arkadaşları da artık buna alıştığı için Hayal ilk konuştuğunda darbe alır gibi sarsılsalar da düşmeden toparlıyorlardı.
“Seninki ile gelişme var mı?”
Aniden spot ışıklarının ona dönmesi ile sarsılan Hayal ne demek istediklerini anlamamıştı.
“Benimki derken?”
“Şu sana her ay kitap bırakan çocuktan bahsediyorum.”
“Birincisi erkek olduğundan emin değiliz. İkincisi, hayır, bir gelişme yok.”
“Sen bir lezbiyen olmadığına göre erkektir diye düşünüyorum.” diyerek göz kırptı Esra.
“Neden olayın altında hemen romantik bir şey arıyorsunuz? Belki arkadaşlarımdan biri kendince bir oyun yapıyordur? Biri kitap kurdu olmama gönderme yapıp benle kendince dalga geçiyorda olabilir… Ya da buna benzer farklı şeyler işte.” deyip elini umursamazmışcasına sallayıverdi önlerinde.
“Senle dalga geçiliyormuş gibi bir hisse kapıldın mı hiç?” diye sordu Nil.
“Hayır!” diye cevap verdi Hayal hiç düşünmeden.
“Eh, o zaman zorlama. Biri resmen seni takip edip seninle ilgileniyor.”
“Belki yanaşmaya çekiniyordur.”
“Belki aniden karşına çıkacaktır.”
“Belki romantik bir şey hazırlıyordur.”
“Değil mi ama? Bir planı vardır ve belki, hatta kitapları bile o sıraya göre sana veriyordur.”
“Belki kitapların sıralamasına göre çözmen gereken bir şey çıkacaktır. Hiç dikkat ettin mi sıralamaya?
“Mesaj içeriği olabilir. Sahiden ne kitapları vermişti sana bir söylesene bakalım.”
“Bence sizin kafanıza evlilik denilen taş düşünce hayal gücünüz de artmış, bir şey olmuş. Ya da şu sıralar çok mu film izliyorsunuz? Bir sakin olun. Mesajmışta planmış. Nefes alın nefes. Konuşurken unuttunuz, beyne oksijen gitmedi.” dedi Hayal kollarını göğsünde kavuşturmuş şekilde.
Arkadaşları düşünce çukurunun dip köşelerine çekilmiş bir şekilde kendi yarattıkları senaryoları oynamaya devam ettikleri için Hayal’in dediklerini pek umursamamışlardı.
“O zaman psikopattır.” diye yapıştırıverdi bir anda Nil.
“Ama sizde yani! Demeyin öyle şeyler!” diye daha da karşı çıkıverdi Hayal. Şu an eline koluna hakim olamadan kızları susturmaya çalışıyordu. Düşünmek istemiyordu bu gibi şeyleri. Sonra oluverecek gece uykuları haram, başlayacak her dakika ardına bakarak gezinmeler falan. Olacak iş değildi. Olamazdı. Zaten geçen ay da etkilemişlerdi bu şekilde.
Kızları bu konudan uzaklaştırmak için önlerine yem atması gerektiğine karar verdi.
“Peki madem, erkek ise gizemli kişimiz, bu kişiye isim bulmak lazım. Lakap olur, başka bir şey olur. Güzel beynimizi planlar yerine önce buna çalıştıralım. Seninki de demeyin lütfen, rica ediyorum.”
Bir an masada öyle bir sessizlik oldu ki, Hayal, kızların beyinlerinin çalışma seslerini duyabileceğini düşünmüştü. Çok geçmeden beyinlerinden geçeni ağızlarından konuşturmaya başlamışlardı da.
“Romantik bir karakter olmalı.”
“Bir de gizemli olacak tabii.”
“Kitapları sabah masasında bulduğuna göre-“
“-belki akşam herkes çıktıktan sonra bırakıyordur.”
“O da olabilir bak. O zaman vampirimsi bir kıvamı var bu çocuğun.”
“Vampir Günlükleri’nden mi birini seçsek. Sen biliyorsundur hikayeyi kesin, Hayal, uyuyor mu?”
Hayal gözlüklerini düzelterek düşündü bir an. Herkesin her sezon bir iyi bir kötü olduğu dizisini biliyordu sadece. Bir sezon birini diğer sezon diğerini sevmişti. Karışık durumlar.
“Hikayeyi biliyorum, evet. Ama olmaz. Başka öneriniz yok mu?”
“Peki diğer romantik vampire geçelim, o zaman. Edward olsun?”
“Iyyy, şu an soğudum adamı daha görmeden.” dedi suratını büzüştürerek, Hayal.
“Adam intikam için yaşayan bir katil. Tamam adalet vb olaylar geçiyordu ama olmaz. Geçtik. - Bu arada aferin size; öyle filmler izliyor musunuz? Bilmiyordum.”
Bunu duyan Esra elindeki mini yastığı Hayal’e fırlatıp “Terbiyesiz!” dedi muzipçe.
“Elli tonlu Christian Grey deriz daha beter soğursun adamdan.”
İşte bu, arkadaşını tanıyan bir insanın yapabileceği en güzel tehditlerdendi. İçinden arkadaşını tebrik ederek eliyle ağzına fermuar çekiyormuş işareti yaptı Hayal.
“Buldum!” diye bir nida kopardı Nil bir anda. “Bayılmayacaksın ama karşı da çıkamazsın.” dedi sonra Hayal’e bakarak.
“Sen söyle de kararı ben vereceğim.”
“Taht Oyunları - Baelish?!”
“Evet. Adamın sempatik olduğunu sen söylemiştin. Ayrıca tam olarak kötü de diyemeyiz iyi de. Kendisi sevebilen bir katil. Gizemli de bir karakter. Ne zaman ne yapacağını kestirememekle beraber adamı sevmektende geri duramıyorsun. Sana kitap bırakan kişinin henüz amacını, iyiliğini, kötülüğünü bilmediğimize göre gayet uygun.”
Bir müddet kafasında Baelish’i eğip büken Hayal, karşı gelecek bir yön bulamamıştı doğrusu. Kızlara katılmak zorundaydı ki o her ne kadar düşünmek istemese de bu işin sonu kocaman bir kara delikti.
“Kulağa hala saçma geliyor olsa da bulunabilen en iyi isim. Kabul ediyorum.” dediği an kızlar havaya sevinç yumrukları fırlatmaya başlayınca gülmeden duramadı.
***
Her yeni ayın başlangıcı, -binlerce defa söylemesine rağmen bu isme alışamamıştı ama- Baelish sayesinde yeni bir anlam kazanmıştı Hayal için. Her ay farklı bir tür ile devam ettikleri için bu ay da ne bulacağını bilmiyordu.
İçinde bir yerler merakla sallansa da yanında takım arkadaşlarından biri ile ofise çıktığı için belli edemiyor ve kabalık olmasın diye de ofise koşamıyordu.
Ona asırlar gibi gelen bir sürede arkadaşına iyi çalışmalar dileyip masasına vardığında bembeyaz ve derli toplu masasının ona geri baktığını görmüştü. Her şey geçen cuma günü çıkarken bıraktığında olduğu gibiydi.
Bu sefer kitabın çekmeceye bırakılmış olması düşüncesiyle teker teker çekmecelerine bakmaya başladı ama oralarda da sadece aşina olduğu eşyalar durmaktaydı.
Ne düşünmesi gerektiğini bilmeden kafasında bir sürü soru ve karmaşıklık ile sandalyesine çöküp öylece kaldı.
Kızlar, bu kişiye yakışacak en iyi karakteri bulmuşlardı galiba.
Not 1 : Rahatsızlığım ve iş yoğunluğundan ötürü bu ay geç kaldım maalesef.
Not 2 : Hiç bu kadar uzatmayı düşündüğüm bir şey değildi ama yazdıkça nereye ilerler ise o şekilde gidiyor. Bana da beyin jimnastiği oluyor. Sonunda nereye varacak zerre fikrim olmadan ilerliyoruz. Düşündüğümden daha da çok zevk alıyorum şu durumda.
Not 3 : Bu ay bilerek kitap vermedim. Biraz daha gizemimiz olsun. Altından ne çıkacak bende öğreneceğim.
Bir sonraki bölüm - 7 Mart