Dirâyetini emsal aldığımız Üstad Kadir Mısıroğlu'nun kabri. Allah rahmet eylesin. Davasını ilmen ve dirâyeten devam ettirebilmeyi nasip eylesin.

seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from Greece

seen from United States

seen from Italy

seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from United States

seen from Maldives

seen from United States

seen from Canada

seen from Türkiye

seen from Greece

seen from T1

seen from China

seen from China

seen from United States

seen from China
Dirâyetini emsal aldığımız Üstad Kadir Mısıroğlu'nun kabri. Allah rahmet eylesin. Davasını ilmen ve dirâyeten devam ettirebilmeyi nasip eylesin.
Halid Bin Velid’in (radıyallahu anh) Savaş Taktiği
Halid bin Velid’in (r.a.) Mute Savaşı’ndaki askeri dehası İslam ordusunun az kayıp vererek iyi bir netice almasını sağladı. İşte Halid bin Velid’in (r.a.) kumandanlık dirayeti ve savaş taktiği...
Hazret-i Hâlid bin Velîd akşam olup ordular saflarına çekilinceye kadar harbi mükemmel bir şekilde idâre etti. Geceleyin de harp tertibâtını tamâmen değiştirdi. Sağ koldakileri sola, sol koldakileri sağa, arkadakileri öne, öndekileri arkaya aldı. Ertesi gün düşman, bu değişik harp taktiği karşısında şaşkınlığa uğradı. Karşılarında yeni sîmâlar görünce, Müslümanlara takviye kuvvet geldiğini zannederek bir hayli tereddüt geçirdi. Allâh’ın kılıcı Hazret-i Hâlid de bu tereddütü gâyet güzel değerlendirerek şiddetli bir taarruzda bulundu. Böyle bir hücûmu beklemeyen düşman, üzerlerine gelen îman seli karşısında dayanamadı. Bozulma emâreleri göstermeye başladı. Sonunda ihtiyâten geri çekilmek zorunda kaldı.
O gün elinde tam dokuz kılıç parçalanan Hazret-i Hâlid[1], bu fırsatı da değerlendirerek kendisi de düşmana hissettirmeden orduyu geri çekti. Bu siyâsî manevra, onun askerî dehâsını perçinleyen ikinci bir hareket oldu. Böylece iki ordu yenişemeden savaşı bırakmış olarak geri çekilmişlerdi. Hazret-i Hâlid, fazla bir zâyiat verdirmeden orduyu Medîne’ye getirdi. Yedi gün süren savaşta şehît olanların sayısı on dörttü. Düşmandan öldürülenler ise pek çoktu. Müslüman ordusu, yanlarında az çok ganîmet de getirmişti. (Vâkıdî, II, 764, 768; İbn-i Sa’d, III, 407)
PEYGAMBERİMİZ BİZZAT KARŞILADI
Peygamber Efendimiz Müslümanlara:
“–Toplanınız ve kardeşlerinizi karşılayınız!” buyurunca, çok sıcak bir gün olmasına rağmen, bütün Müslümanlar toplandı. Allâh Rasûlü de hayvanına binip mücâhidleri karşılamaya çıktı. Çocuklar arkalarından gelince Varlık Nûru Efendimiz:
“–Çocukları da binitlerinize alınız! Câfer’in oğlunu bana veriniz!” buyurdu. Abdullâh’ı alıp önüne bindirdi. (Ahmed, V, 299; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV, 244)
Allâh Resûlü, Hazret-i Hâlid’in bu başarısını takdir buyurdu. Medîne’ye dönen muhâripleri -meseleyi tam bilmedikleri için- “kaçaklar” diye tavsîf edenlere de bizzat Allâh Resûlü:
“–Onlar Allâh yolunda savaştan kaçanlar değildir, tekrar tekrar hücûm edip çarpışacak olanlardır!” diye cevap verdiler. (İbn-i Hişâm, III, 438; Vâkıdî, II, 765)
NİCE AZ TOPLULUKLAR ALLAH’IN İZNİYLE ÇOKLARA GALİP GELMİŞTİR
Çünkü bu savaşta, sayıca çok az bir ordu ile büyük bir kuvvete tam bir gözdağı verilmişti. Allâh’ın bildirdiği şu yüce hakîkat yaşanmıştı:
“…Nice az sayıda bir birlik, Allâh’ın izniyle nice çok sayıdaki birliği yenmiştir. (Elbette ki) Allâh, sabredenlerle berâberdir.” (el-Bakara, 249)
MÜSLÜMANLARIN HIRİSTİYANLARLA YAPTIĞI İLK SAVAŞ
Mûte Harbi, ehl-i kitâbdan olan Hıristiyanlarla yapılan ilk İslâm harbi oldu. Üç bin kişilik bir îman şerâresi, yüz bin veya iki yüz bin kişilik bir bâtıl gücü bertarâf etmeye muvaffak oldu.
Dipnot:
[1] Hâlid bin Velîd Hazretleri şöyle demiştir:
“Yemin ederim ki, Mûte Harbi günü elimde dokuz kılıç kırıldı. Sâdece Yemen işi, ağzı enli bir kılıç dayandı.” (Buhârî, Meğâzî, 44)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları
Günün Kelimesi #dirayet ; çabuk kavrama yeteneği. Beceriklilik. tetenek. Anlayış. İktidar ... [#güzelkelimeler #gününkelimesi] https://www.instagram.com/p/B0s8jhWnfqJ/?igshid=cblnv800a9da
Teslim oldu varlık yaratıcısına, koşulsuz.
Aklı selim, ruhu hür, kaderi çizili insan.
Noktası, ünlemi yerli yerinde imlası tam.
Üç nokta koyulu son cümlesine, insan.
Kör değil, aptal değil, dirayetli olur insan.
Zamana aciz, hayata köle, ölümlü insan.
Gecenin karanlığı, günün aydınlığı uzak.
Zor değil, durmalı, düşünmeli görmeli.
Kırık kapısını sağlam tamir etmeli, insan.
Soğuk gelmeyip, yalnızlık çekmemeli.
Okyanusun gürültüsüne kulak vermeli.
Kıyıya vuran balık gibi, bitmeli insan.
Saçının bir teli, elinin teri, sözünün eri.
Gölün ortasında bir buzdağı misali.
Önünü görmeli, sözünü tutmalı insan.
Vakit geç olmadan, sabahı etmeli insan.
Sağlam durmalı rüzgarın önünde insan.
Dik yürümeli zorluğun yolunda insan.
Kırlarda koşmalı pervasızca, yılkı gibi.
Özgürlüğün esintisi, çehresinde insan.
Şunu kesin olarak bilin ki; bid’at sâhibi ile dost olmak, kâfirle dost olmaktan daha zararlıdır!
İmâm-ı Rabbâni (ks) Hazretleri [Mektûbât, 1/54]
Nefessizlik
Kimi zaman hayat nefes alınmayacak kadar daraltılır. Yok yere değil, bariz gözler önünde hep açıktan, bildire / anlata / var edilenlerin yekununda bir daralma söz konusu olur. Tüm o hayat imgesi tarumar. Bütünüyle hayatı makul kılan etmenlerin tastamam yerle bir edile geldiği bir an var edilir, bazen bir ömürlük. Duraksamak nedir bilinmeden güncellenmiş o yıkıcılık içerisinde söz kifayetsiz kalır kimi zaman, çokça, her şekilde. Bitmek nedir artık bilmeyen bir cerahatin ortasında sözün katledildiği, kimsenin kimseyi sahiden duymadığı, gerçekten göremediği bir ortak sahne var edilir. O sahnenin her gününe bir acının düştüğü ya eksik, ya mübalağa ya da önsezi eksik bir tahayyül değil doğrudan tastamam hep on iki hedefi tutturan bir cerahat erkinin var ettiği hayatı kısıtlamayı imler, kesintisiz artık ayrım için özellikle çabalamaya gerek kalmadan ulu orta. Hayatın nefes alınamayacak kadar tam ve doğrudan eksiltilmesinin meselesidir anlatmaya çabaladığımız. Her şekilde ehven olanı yerle bir etmeye devam diyen muktedir aklının sokaktaki yansısının, giderek birbirilerinin gırtlağına daha açıktan çöken, altta kalanın canının çıkartıla geldiği bir uzamdır, her şeyin alt üst edilmesi de cabasıdır, bonus!
Bilindik cümlelerin kar etmediği bir yıkım aralıksız tezgahta işlenirken, nefessizlik alenen bu toprakların ortak paydalarından birisi kılınır. Gün aşırı var edilmiş olagelen çocukların ya da kadınların ya da yaş almışların başına getirilen felaketlerin, başka insanların eyleme döktükleri kötülüklerinin ortasında cerahat hayatı yerle bir eder. Nobran, yetersizliğini ol kör karanlıkta çıkagelen şiddetle örtbas etmeyi amaç edinen, kendini salt / sırf nefretle bir ve beraber var edebilenlerin, siyasetin merkezinden, iktidarın tam kalbinden bulabildikleri yüzle kotardıkları her şey o nefessiz kalmayı sabit / demirbaş kılar. Güllük gülistanlık yer, ülke tiradının kökünün kazılması da o raddede var edilir. Düşmanlaştırma, öteki sanılanla bitmeyen hesaplaşama, ne muğlak ne mübalağa olagelen yok etme diskuruna sahip çıkma halleriyle birlikte Türkün kendi kimliğini laik / fanatik dinci olarak sınıflandırmasından ve nicesinden bir paydaşlıkla cürmün ortasına esir, kör karanlıklarda gezinen, her günü çok daha açık cerahatin menzili olagelen bir çukur imal edilir. Dört bir yan, kan kırmızısı, kör karanlığın esiri olagelen bir cinayet mahalli, kelime anlamıyla, gerçeklikteki yansısı ve daha nicesiyle. Bu mudur yeni Türkiye!
Aycan Karadağ’ın BirGün Gazetesindeki haberini aktaralım: “Ülkede yalnızca bir avuç insan servetine servet katarken, milyonlar yoksulluk, güvencesizlik ve çaresizlikle boğuşuyor. Temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan insanlar, giderek derinleşen eşitsizlik karşısında her geçen gün daha büyük risklerle yüzleşiyor.
Bu ağır tabloya bir yenisi daha eklendi; İzmir’in Selçuk ilçesinden acı bir haber geldi. Cumhuriyet Mahallesi’nde, hurdacılık yaparak hayatını sürdüren Melisa Akcan, 5 çocuğuna bakabilmek için akşam saatlerinde evden ayrılmak zorundaydı. Çocuklarını güvenli bir yere bırakacak kimsesi yoktu. 3 göz odalı evde, sobanın ısısı altında uykuya dalan çocuklar, devrilen sobanın yol açtığı yangında son nefeslerini verdi. Bir annenin çaresizliği 5 canın hayatına mal oldu.
27 yaşındaki Melisa Akcan, sanayi bölgesine yakın, 3 odalı bir binada 5 çocuğuyla yaşam mücadelesi veriyordu. Çocuklar, Aras Bulut (1), Masal Işık (2), Aslan Miraç (3), Funda Peri (4) ve Fadime Nefes (5) yokluk içinde büyüyordu. Çocukların babası Hakan Akcan, uyuşturucu suçundan cezaevinde olduğu için ailenin tüm yükü annenin omuzlarındaydı. Pazartesi akşamı saat 19.00 sularında, Melisa Akcan çocuklarını evde bırakarak hurda toplamaya çıktı. Ancak sobanın devrilmesiyle çıkan yangın kısa sürede tüm evi sardı.
Yangını fark eden komşular, 112 Acil Çağrı Merkezi'ne haber verdi. Anne, eve gelip çocuklarını dışarı çıkarmaya çalışsa da üç çocuk olay yerinde yaşamını yitirdi. Ağır yaralanan iki çocuk ise kaldırıldıkları hastanede kurtarılamadı.
Göz Göre Göre Bir Trajedi
Olay yerine gelen mahalle sakinlerinden biri BirGün’e verdiği demeçte, “Yangını görünce koşarak içeri girmeye çalıştık ama kapıyı açamadık, içeride mahsur kalmışlardı” dedi. Başka bir görgü tanığı, "Anne elinden geleni yapıyordu ama çocuklarına bakarken çalışmak zorundaydı" diyerek sistemin yetersizliğine dikkat çekti. Öte yandan sadece bir ay önce evin bahçesinde küçük bir yangın çıktığını belirtti.
Çocuklar Koruma Altına Alınmadı
Aileyi tanıyan bir mahalle sakini de, “Aile, bazı kamu kurumlarından destek alıyordu. Sosyal hizmetlerin çocukları defalarca ziyaret ettiğini duyuyorduk ama hiçbir şekilde koruma altına alınmadılar” diyerek trajedinin göz göre göre geldiğine işaret etti.
Akp İlçe Başkanı: Alma Dediler Almadık
AK Parti Selçuk ilçe başkanı Hakan Bayraklı, “Çocukların sağlık ve danışmanlık hizmetleri sağlanmış, güvenli bir şekilde büyümeleri için her türlü tedbir alınmıştır. Ancak çocuklar kuruluşa alınmamış ve annenin 'Çocukları alırsanız kendime zarar veririm' şeklindeki ifadesine hassasiyet gösterilmiştir. Devletimiz, ailenin yanında olmuş ve gereken desteği sunmuştur” dedi.
Yangında hayatını kaybeden çocukların cenazeleri İzmir Adli Tıp Kurumu'na götürüldü. İlk bulgular, çocukların yangın sırasında açığa çıkan karbonmonoksit gazından zehirlendiğini ortaya koydu. Hastaneye kaldırılan ve güçlükle ayakta duran anne Melisa Akcan ise fenalaşarak tedavi altına alındı. Soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilen anne, hastanedeki tedavisinin ardından ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.
Filiz Sengel: Kalıcı Önlemler Alınmalı
Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel yaptığı açıklamada, “Öfkeliyiz ve sorumluluk hissediyoruz. Ülkemizin dört bir yanına yayılan derin yoksulluk, eşitsizlik ve yoksunluğun en acı örneklerinden birini daha yaşamamak için sorumluluk hissediyoruz. Her ilçede, her kentte başta çocuklar, engelliler ve yaşlılar olmak üzere risk altında olabilecek tüm kırılgan gruplara güvenli ve insani koşullar sağlayabilmek amacıyla, acilen kalıcı önlemler almanın sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. İlgili tüm kamu ve sivil kurumların katılımıyla hemen harekete geçmek amacıyla; kamu otoritesinin önderliğinde tüm ilgili kişi ve kurumlarımız ile iletişime geçerek ortak sorumluluğumuzu ortak çalışma ile yerine getirmek üzere inisiyatif alacağımızı kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz” dedi.
Cemil Tugay: Takipçisi Olacağız
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise, “İzmir’in Selçuk ilçesinde yaşanan bu olay yüreklerimizi dağladı. Ailesi evde bulunmayan beş küçük kardeşimizin soba yangınında dumandan zehirlenerek hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendik. Yavrularımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Eğer bir ihmal varsa, bunun takipçisi olacağız” diye konuştu.
Hesaplaşacağız
SOL Parti İzmir İl Örgütü de “Bu eşitsiz saray düzeniyle de, bu düzenin kar ortaklarıyla da, bu düzenin fikri bekçileriyle de hesaplaşacağız. Çocukların ölmediği eşit, adil bir ülkeyi hep birlikte kuracağız” şeklide açıklama yaptı.”
Hangi cümleyi nasıl yazasınız ki oluşturulan kör karanlığa dair, doğrudan nefessizliğimizi var edenlerin eyledikleri meşum yeni ülkenin bir cehennem olduğunu idrak ettirebilelim. O İzmir’de cereyan edenin bu tahayyülün bir devamlılığı olduğu bir kere daha açığa düşer bir yandan da. Parti sözcülerinden Özlem Zengin’in, meclis oturumunda dönüyorsunuz dolaşıyorsunuz işi paraya getiriyorsunuz hiddetlenmesi gibi, doğrudan etkenlerden birisi o olmasına rağmen, hiçbir sosyal dayanağı, barınma imkanı, geleceklerine dair en ufak bir iyileştirme söz konusu edilmemiş halktan birilerinin katledilmesine / ölmesine / canlarının çalınmasına dair ön alma hallerinin değil topyekun bırakınız ne halleri varsa görsünler hal ve isteminin savunulabildiği yerde hangi nefesten bahis açılabilir ki! Arkasından türlü çeşit ithamın, birbirlerinden bağımsız gibi görünen aile içindeki ayrışmaların ve en sonuna saklanmış olagelen bir yakının, doğurmakla anne olunmuyor işte çıkışının ve nice argümanın, laf salatasının ortasında beş çocuğun canının kıymeti harbiyesi çoktan silinir. Nefessizliği işaret eden, hayatı kötürüm kılıp, zora koşturan bir iktidarın sunduğu ülkenin perspektifinde acıların peşinden koşmak, onu var eden koşulları düşünmeye -magazinden- yer bıraktırılmaz. Cürmün korkunçluğu, sıkışılan düzlemin ortasında kalakalmış hayatları göz ardı edebilme cüreti ve nice ezberden konuşmalarla koca bir felaketin üstü örtülür. Hiç ama hiçbir makul gerekçeye sığmayacak olan ama / fakat şerhleri dizilmeye devam ederken, olan biten yeniden çocuklara olur, oluyordur da...
Bitimsiz bir tükeniş bu ülkenin yegane demirbaşlarından addediliyor. O çocukların yangın faciası ile hayatlarının sönümlendiği bir zeminde, daha ağır yıkımların da katara eklendiğini görürüz. Ne fakirlik mesel edilecektir, ne gidişatın kötülüğünde ırkçılıkla ya da ötekileştirmelerle birlikte oluşturulan aman kimse kimcilik / kin güderlik sona erecek, erdilecektir. Ki iki yaşında bir bebeğin biberonuna tiner, çamaşır suyu koyup zehirleyip iki ay yoğun bakım mücadelesi verdiren insandan, sokak ortasında pompalı tüfekle öldürülen on yaşındaki bir çocuğun, katledilmesine uzanan bir simsiyah ülke profilinin ta kendisidir görülüp, sahiden sorgulanmayan. Üstelik o on yaşındaki çocuğu katledenin bir biçimde savunageldiği ben onu Suriyeli sanıyordum, Türk çocuğunun böyle olabileceğini bilmiyordum gibi abuk sabuk bir savunmanın var edilebildiği zeminde kim neyi neresinden düzeltebilir. Böylesine bariz açmazların ortasında dımdızlak konulmuş olagelen hayatların izler sökün ediyor. Her şeyi illa ki bir şeylere bağlayanların bunlar da yaşamın tadı tuzu diye geçiştirenlerin, salt kinden, sırf nefretten, bildiğiniz ölümden, kandan medet umanların sofrasında burası bir ev kalabilir mi? Vatan denilegelen şey sahi böyle bir şey midir? Yaşamın bunca tarumar edilebildiği, her günün bir öncesini aşan yıkıcı, kötücül, cehennemî bir tahayyüle evrildiği, buna müsamaha gösterilen bir zeminde hayat nicedir, soluk alabiliyor musunuz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2024
Görsel: Helping Hand, Hurting Hand – Eleanor DAVIS – New York Times
Meramda Paylaşılan Haber
5 Can Daha Yoksulluğun Karanlığına Gömüldü - Aycan KARADAĞ - BirGün https://www.birgun.net/haber/5-can-daha-yoksullugun-karanligina-gomuldu-575252
Sitemize "Milletvekili Aydemir: 'Akif, Milli tefekkür abidesi'" konusu eklenmiştir. Detaylar için ziyaret ediniz. Milletvekili Aydemir: 'Akif, Milli tefekkür abidesi' Son Dakika Son Dakika Dünya
Kömür Gömülür
Kömür Gömülür 'Mehmet Sami Turan #geceyim #blog #fanzin #şiir
Elimde bir kömür, körpe bir yaz akşamüstü
Sağ da sol da açık kapı pencere
Ne uğrayacak bir ev kalır bu kap kara kömüre
Ne yanması için üfleyecek bir yel kalır
Kış’der kömür; kış gelse de bu köye; tutuşacak yar, yangın olsa
Kara renge bağlar eller, taşımaz olur
Kömür toprağa düşer; uçan toz, toprak olur
Gelen gidene han, kervan olur
Savrulmadan savrulan olur
Toprağa…
View On WordPress