Bence sendromsuz bir pazartesiydi.

seen from United States
seen from Spain

seen from United States
seen from United States

seen from South Africa
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Argentina

seen from United States

seen from Australia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Spain
seen from Jamaica
Bence sendromsuz bir pazartesiydi.
liampayne: ‘Teardrops’ is out this week! I’m so excited for you all to hear the full track on Friday 💙 Don’t forget, you can still pre-save the track to enter the competition to win a gift box from me! The competition is now also open to enter if you’re in the US, Germany, France, Spain or Australia! Don’t miss out, pre-save now!
Neşet Ertaş ne güzel demiş;
"Sessizliğini duymayan birine sevdanı verme. Göynün incinir, uykuların ziyan olur..."
.
die straße herunter
.
beißt ein mann herzhaft in den
.
golden delicious
.
golddurchschimmernd erscheint mir dein goldgedachtes wort wie ein friedensbringer doch, nicht golden in der nacht
es glänzt zwar stetig bei sonnenschein doch ist niemand, auf es bedacht zerfließt dein gold, - es wirst zur last ist undurchdringlich und undurchdacht
dein golden mund, sprach golden wort, beschien meine seele im sonnenschein, ist gut im trösten, solang es klingt doch nachts, oh gold, - bin ich wieder allein
Freyas Gold
In alten Laken bist du erwacht -
Zurückgelassen in der hohlen Nacht,
Die sich zu den Rändern der Seele dehnte,
Wo sich das Gold in dir nach Befreiung sehnte.
Du gingst schweren Schrittes auf leisen Sohlen;
Doch die Nacht hat dir den Ort verhohlen,
An dem deine Noten auf goldenen Saiten tanzen;
Wandelst in einem Wald aus Lanzen,
Die auf dich zeigen,
Indem sie schweigen.
Aus Beharrlichkeit hast du das Gold verloren:
Es floss aus Augen dir und Ohren.
Andere haben es geborgen und archiviert,
Damit es seine Leuchtkraft nicht verliert.
Und so war deine Heimat in fremden Schränken,
Die seither dein Schicksal lenken.
Schrieben dich in vielen Sagen fest,
Von denen keine deines Wesens ist.
Doch weine nicht Freya, denn dein Ruf ist Licht,
Das im See der Tränen bricht,
In den deine Kinder voller Sehnen fließen
Ohne weitere Tränen zu vergießen.
In seinen Tiefen ruht, was Herrscher niemals kriegen:
Dort wird auf immer der wahre Schatz der Freya liegen.
Galiba artık anlamaya başlıyorum, yaşam satırım... Neler olduğunu. Zihnim artık kavrıyor, garip gelmiyor. Sonunda ölüm olduğunu kavrıyorum. Burnumu çekiyor, hayata devam ediyorum. Çünkü hayata bana verdiği savaşta ona karşılık olarak göz yaşından başka verecek bir şeyim yok. Ne kadar bunu anladığım anda asıl oyunun kaybedeni olduğumu anlasam da yapacak bir şey yok. Ben kaybetmeye mahkûm bir dal parçasıyım... Evet... evet ben bir parçayım... Bir dal parçası.
Muhtemelen sonbaharda; artık ölen ağacın, yine muhtemelen bir kuş tarafından kırılan tüm kış boyunca havada oradan buraya sürüklenmeye, bin parçaya ayrılmaya ve sonunda toz parçası olarak kalmaya mahkûm bir dal parçası. Kim bilir... Belki de her gün yolda bastığımız o yollarda binlerce son parçasını da kaybetmiş dal parçaları vardır ve biz sadece onu toz parçası olarak adlandırıp belki de tiksiniyoruz.
Halbuki ne kadar yol aşmış o toz parçası... Toz olmak için kırılmış dal parçası.
Belki de biz de öyleyizdir. Kırılmak için yaşayan ve en sonunda bulunduğumuz yerde bir hiç, bir toz tanesi olmaya mahkûm insanlarızdır.
Biliyorum... Belki çok fazla abartıyorum ama inanın bu sadece bu kadarıyla kalacak. Bir daha asla konusu açılmayacak bir sohbet, asla kapağı kaldırılmayacak bir kitap olarak hayal edebilirsiniz. Şahsen ben öyle simgeledim zihnimde. Sadece üç günde kafamda bunu halletmiş artık sadece kalbimi içimde anında sızlatan bir cümle gibi görüyorum. Gerçekten...
Ama hâlâ içimde emin olmadığım birkaç şey var. Aynı zamanda bunların geçeceğini, hepsinin cevaplanacağından da eminim. Üç günde zihnime yıllardır sormadığım soruları sordum, kendimde hiç bilmediğim özellikleri öğrendim. Bir bakıma belki de bu hayatın bana verdiği bir iyilik, her şeyi düzeltmem için verilen bir zamandır. Kim bilir...
Bulunduğum konumdan bulutlar sanki düz bir kek gibi gözüküyor. Beyaz, hafif kabarık ama tam pişmemiş bir kek. Öyle ki hâlâ bazı yerleri kabarcık. Çocukluktan beri bulut yeme hayalimin olduğu zaten aşikâr ancak şimdi daha da canlanıyor zihnimde.
Dikkatimin dağınıklığı ve bu cümleler kulağımda çalan yabancı sözleri anlamamı daha da zorlaştırıyor. Zaten az bildiğim bu dil şimdi benim için daha da karmaşık geliyor. Sadece melodisine odaklanmaya ve arada sırada kafamı kaldırıp manzaraya, manzaradan kastım sadece binalar, izlemeye devam edeceğim.
Şimdilik yapacak başka bir şey yok gibi görünüyor.