Hayatın hiç edilmesinin rotasından çıkartılmış olagelen, anlama gayretinin imhasına iş bu sahada sürekli yeni hamleler ve kepazeliklerle devam diyor muktedir. Anlaşılır kılmak yerine her şeyi çözümsüzlüğün gri sahasına kilitliyor muktedir. Varı yoğu bir dönem daha diye diye en sonunda bitimsiz kapkaranlık bir kısır döngüye mahkum edip yurttaşlarını, geleceği şimdiden ipotek altına almaya devam diyor muktedir. Kimsenin bir ötekisine ait olan yarayı, bereyi görmediği, dahası artık herkesin bir diğerinin üstüne basarak ilerlediği bir ülke gerçekliğini var ediyor muktedir. Çürümenin kalıcılaştırıldığı, değme yok etmeler ile ilerleyen bir tahakküm nesnelliğinin refakatinde bir ülke cürmün sahası kılınıyor. Her halükarda hayat imgesi def edilirken, tasnif edilmiş, onaylanmış olagelen cerahatten artık uzak kalmayan bir kısır döngünün ta kendisi olarak var ediliyor. Hayatın ehven olan her şeyden alıkonulduğu, kötülüğün, saf pespayelik hallerin toplamında bir debelenme içinde ülke gerçek kılınır, yegane gerçek! Tümden yalın ve bariz bir mahkumiyet, artık yarı açık cezaevine dönüştürülmüş menzilin hakikati kılınır. Anlama gayretinin imha olunduğu iş bu sahnede, sürekli güncellenen dogmalar, yepyeni tabular, aralıksız göz dağlarını arasız, fasılasız güncelleyip kepazelikler arasında hayat biteviye çürütülür. Keskin kokuşmuşluk dört bir yandadır.
Ezber edilmiş nakaratlar, meseller üzerine uzun uzun nutuklar çekilirken, cerahatin artık her defasında başka bir yıkımla çıkageliyor olması mevzu olunmasın istenir. Tahayyülün ötesindeki bir cerahatli hal / istem doğrultusunda her gün tıka basa lebalep gündem sıkış, tepiş itiş kakış kılınırken mahvetme eylemselliği bir kere daha tezgahta işlenir. Başkaca, bambaşka hal ve tahayyüller konuşturulurken yıkıcılık artık eksensiz / nokta sekmeden her bir yurttaşın payına düşürülür. Kepazelikler sürdürülürken cerahatin muhafazasına da en kestirmeden ön ayak olunuyor. Hiçbir yarın ihtimalinin bırakılmadığı, anlamak yahut da işitmek bir yana kayıtsızlığın daim addedildiği bir coğrafyanın gerçekliği bütünüyle bir çürümeyi imgeler. Ekonomik ilerlemeden bahsederken tersine göçertmeye devam diyen, enflasyonla mücadele derken tam tersine onu kalkındıran, kudurtan, vergi dilimlerindeki o nihayetinde bile isteye var edilmiş uçurumları varsıllar lehine hep tersine işleten hiçbir türlü sıradanın gırtlağına çöktüklerini sorgulamayan bir ülke meseldir, imgelenen. Dahası da vardır, sosyal politik yansılarıyla, hiçbir konuda elzem olan müştereklerin muhafazası için kılını kıpırdatmayan bir ülkenin halidir imgelenen. En yakından Kürd sorununun yine kısır bir döngü içerisinde hep acıya, her dem tahakküme esir kılındığı, zorbalığın oylarla bir ve beraber her inişli halinde yeniden güncellendiği bir menzilde anlaşılır kılınması için insanın tek bir an olsun çabalanmak söz konusu edilmez. Her şey çürümenin esiri kılınır, her gün hemen her anlamda.
Mezopotamya Ajansından aktaralım: “Oğlunun cenazesi bir kutu içerisinde kargoyla kendisine teslim edilen Halise Aksoy'a, itirafçı Ümit Akbıyık'ın beyanları üzerine 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
Oğlu Agit İpek'in cenazesi kargo yoluyla bir kutu içerisinde kendisine teslim edilen Halise Aksoy'a itirafçı tanık Ümit Akbıyık'ın beyanları üzerine "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Akbıyık'ın beyanları üzerine 28 Nisan 2023'te tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen Aksoy'un yargılandığı davanın 7'nci duruşması Diyarbakır 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya, Halise Aksoy katılmazken, avukatları Zeynep Karayılan ile Necat Çiçek hazır bulundu.
Duruşmada ceza istemiyle mütalaasını mahkemeye sunan iddia makamı, Halise Aksoy'un "örgüt üyesi olmak" suçlamasından cezalandırılmasını istedi.
Mütalaaya karşı savunma yapan Halise Aksoy'un avukatı Zeynep Karayılan, mütalaaya iştirak etmediklerini söyleyerek, Akbıyık'ın beyanlarında somut bir delilin olmadığını ve bu nedenle beyanlarının esas alınamaması gerektiğini kaydetti. Tanık Akbıyık'ın mahkemelerce güvenilirliğini yitirdiğini dile getiren Zeynep Karayılan, müvekkilinin beraatini talep etti.
Avukat Necat Çiçek de Akbıyık'ın beyanlarının hükme esas alınamayacağını söyleyerek, Akbıyık'ın beyanları nedeniyle yargılanan birçok kişi hakkında beraat kararı verildiğini hatırlattı. Çiçek, bu kararlardan kimisini mahkemeye sunarak, müvekkilinin beraatini talep etti.
Mahkeme heyeti, Halise Aksoy'a "örgüt üyesi olmak" iddiasından 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi.”
"Agit (Yiğit) manasında ama ne biçim isim, diyerek dışlandı, baskı gördü. 15 yaşındayken, 2010 yılında oğlum PKK'ye katıldı. 2017 yılında bir çatışmada öldüğü haberini aldık. Üç yıldır DNA sonuçlarının çıkmasını bekliyorduk" dedi. Halise Aksoy, Diyarbakır Adliyesi'nden imza karşılığında teslim alıncaya kadar paketin içinde oğlunun kemiklerinin olduğunu bilmediğini söyledi. "Ben dosya beklerken, yerde duran bir paketi gösterip 'Kemikleriniz gelmiş' dediler. Öylece kalakaldım. Oğlumun kemiklerini PTT kargo ile göndermişler. İmza karşılığında paketi alıp taksiyle eve gittim." Kıyametlerin belki de en sahicisi olagelen evlat acısını yaşamış olan bir insana, gerilla oğlu öldükten üç yıl sonra naaşını takdim edenlerin var edeceği şey yine yeniden daha kalıcı bir çürümeye imza atmaktır. Acısını yaşamaya dahi fırsat bulmadan, başkaca yaralı insanlar için derman olmaya çabalayan bir kadının, sızısını daha da kalıcılaştırmak için yukarıdaki dava, belli belirsiz ithamlarla ortaya çıkagelen bir terör örgütü üyeliği lafzıyla birlikte tutsak edilmek istenir Halise Aksoy. Ortada kurulmuş bir kumpas düzeneği, geleni geçeni hedef kılabilen kim olduğu belirsiz bir tanık ifadesiyle çıkagelen ithamları önemseyen bir yargı varken, Kürd sorununun ta kendisi yaşamın orta yerinde durmaya devam ederken kim nasıl çözümü var edecektir, sahiden?
Mezopotamya Ajansından aktarmaya devam edelim: “Kuzey ve Doğu Suriye’de Özgür Basın Birliği (YRA) gazeteci Aziz Köylüoğlu’nun katledilmesini düzenlediği basın açıklamasıyla protesto etti. Qamişlo’daki Mihemed Şêxo Kültür ve Sanat Merkezi önünde yapılan açıklamaya çok sayıda gazeteci ve basın örgütü katıldı. Açıklama metni YRA Eşbaşkanı Dilyar Ciziri tarafından okundu.
“Türkiye’nin saldırıların hedefi bu kez öğretmen, yoldaş, gazeteci ve özgür basının öncüsü Aziz Köylüoğlu oldu” denilen açıklamada, Aziz Köylüoğlu’nun 2000 yıllından bu yana gazetecilik faaliyeti yürüterek birçok gerçeği ve ihlali kamuoyuyla paylaştığı ifade edildi.
‘Çalışmalarımızı Aralıksız Sürdüreceğiz’
Köylüoğlu’nun Kuzey ve Doğu Suriye’de devrim başladığında bölgeye gelerek burada gazetecilik yaptığının belirtildiği açıklamada, “Dêrik’ten Efrin’e kadar bu ülkenin her yerindeki basın kurumlarında çalıştı ve öncülük yaptı. Türk işgal gerçekliğini ortaya çıkarmak için yazılar yazdı, analizler yaptı. Aynı zamanda birçok basın kuruluşunun editörlüğünü ve yöneticiliğini yaptı. Basın kuruluşlarına yönelik çalışmalarının yanı sıra Kuzey ve Doğu Suriye’de yüzlerce gence basın çalışmaları konusunda eğitim verdi. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’deki özgür basın kuruluşlarında çalışmalara Şehit Aziz’in pek çok takipçisi öncülük ediyor. Şehit Aziz, Kuzey ve Doğu Suriye’de yürüttüğü basın faaliyetleriyle bu bölgede özgür basının temel okulu haline geldi. Rojava’dan Başûrê Kürdistan’a geçtiğinde de aynı düzeyde çalışmalar yürüttü. Onun için hepimiz Şehit Aziz’e borçluyuz. Onun beklentilerini karşılamak için çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz” denildi.
‘Asla Sonuç Alamayacaklar’
Aziz Köylüoğlu’nun ailesi, meslektaşları ve Kürt halkına başsağlığı dilenen açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi: “Saldırgan işgalcilere, Aziz, Seyit, Gurbetelli, İsam, Dilişan, Rızgar, Nazim ve Cihan’ın takipçilerinin ilerleyişini asla durduramayacaklarını söylüyoruz. Gerçeğin düşmanları bilmeli ki, ne yaparsa yapsın, hangi insanlık dışı yöntemleri kullanırsa kullansın asla sonuca ulaşamayacaktır.
Bu vesileyle şehitlerin yolunda mücadelemizi daha da güçlü bir şekilde sürdüreceğimize dair sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. Düşmanların gerçek yüzünün ortaya çıkması için Şehit Aziz’den öğrendiğimiz şekilde şehitlerin yoluna devam edeceğiz.”
23 Ağustos 2024'te gazeteci Gülistan Tara ve Hero Bahadîn Süleymaniye'de hedef alınarak katledildi. 19 Aralık 2024'te Nazım Daştan ve Cihan Bilgin Tişrîn'de SİHA'larla katledildi. Ve bugün yapılan duyurular ile 27 Ocak 2025'te Süleymaniye'de gazeteci Aziz Köylüoğlu'nun da katledildiği ortaya serilir. Düzen sahiplerinin yok addettiği yıkımlar her nasıl biçimlendiriliyor bunu bildiren insanların tekinsiz bir iklimde, sırf canı öyle istediği için bir muktedirin katledilmesinin hesabı her ne olacaktır sahiden? Gözlerden kaçırılmak istenen hakikate dair sözlerini / mesellerini hakikatten yana kuran, kalem tutan, yazılara ve görsel kayıtlara dönüştüren, belgeleyen insanların “gazetecilikleri” katletmek için sebep kılınabilir mi? Federe Kürdistan Bölgesinde çıkagelen hükumet kurma krizine dair tespitlerinde ortaya serdiği gibi Köylüoğlu, Türkiye’nin dahli olmadığı, karışmadığı hiçbir vaka söz konusu edilemiyor bahsini seslendirmenin her neresi katledilmek için sebep teşkil eder? Hakikate dair söz eylemenin, olan bitenden haberdar kılmanın bir kere daha ölüme / katledilmeye sebep bildirildiği bir zeminde masalların sonunun hep can yakıcı kırımlara, kırılmalara çıktığı gerçekliği bir kere daha kanıtlanır. Bütün bu cendere, bunca açıktan tehdit / yok etme isteminin ortasında hayatın ehven kalması söz konusu edilebilir mi? Yaralar günbegün dört bir yanı kapsarken, her an her şekilde bir can ağrısı var edilirken...
Çürümenin kalıcılaştırıldığı, değme yok etmeler ile ilerleyen bir tahakküm nesnelliğinin refakatinde bir ülke cürmün sahası kılınıyor. Biteviye anlaşılır kılınması bir yana, hemen her şekilde anlamsızlığın atbaşı gittiği bir cendere var ediliyor. Kürd Sorunundan başlayıp topraklarında yaşayan tüm diğer halkların haklarının tırpanlanmasından, ezber edilip belli bir kanona göre düzenlenmiş nefret hiyerarşisinden sıradan olanlar payına düşeni alıyor iş bu sahada. Müşterek bir yaşam idesinin muhafazasını değil korumak, düşünmenin olasılıksız addedildiği bir zeminde çürüme her anı kuşatır. Yıkıcılıktan ötesini var etmeye tenezzül etmeyen, soluk alınan her günü kapkaranlık kılan, çöktükçe daha da baskı arttırma yolunu tercih edenler elinde memleketin ev olmaktan alıkonulması kesintisiz hale dönüştürülür. Biteviye ev olmaktan alıkonulan bir sahnede hayata yer kalmaz. Anlamının zayi edildiği zeminde, bütün bu kırım halleri, her güne içkin şu satırlara sığmayan nice vaka, psikolojik ve fiziki şiddetle, cürümle, o ev yine yeniden bir memleket olma istemini zayi eder, edecektir. Bunca açıktan anlaşılmaz hallere rehineliğin ortasında hakikatten bahis ne zaman açılacaktır, geleceğinin çalınmasına dur ne zaman denilecektir? Yinelenen her şiddet, tehdit ve tahakkümle birlikte hayatın dar edilmesi nereye kadardır, daha ne kadar?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Merdin - Cebrail ÖZMEN via Argonotlar
Meramda Paylaşılan Haberler
Halise Aksoy'a 6 Yıl 3 Ay Ceza - Mezopotamya Ajansı
https://mezopotamyaajansi41.com/tum-haberler/content/view/266702
‘Aziz, Nazim ve Cihan’ın Takipçisi Olacağız’
https://mezopotamyaajansi41.com/tum-haberler/content/view/266828