Bir türkü duydum ki ilk kısmı dikkatimi çekti
"Eli elime değdi de hem ben yandım hem kendi." diyor.
Şafiiler anladı, bazı Hanefîler bu ne diyor 😅😂
seen from China

seen from Australia
seen from Japan
seen from China
seen from China
seen from China

seen from Türkiye
seen from Australia
seen from Nepal
seen from Sweden
seen from Sweden

seen from United States

seen from Brazil
seen from Sweden

seen from Brazil
seen from Yemen
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Türkiye
seen from China
Bir türkü duydum ki ilk kısmı dikkatimi çekti
"Eli elime değdi de hem ben yandım hem kendi." diyor.
Şafiiler anladı, bazı Hanefîler bu ne diyor 😅😂
Nur Suresi 60. Kadınlardan (artık) evliliği ummayıp da (doğumdan kesildiklerinden ve yaşları ilerlediğinden dolayı evinde) oturmakta olanların, süslerini (mahrem yerlerini) açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. (Buna rağmen) Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, İşitendir, Bilendir.
"Bir kadın artık kendisine şehvet duyulmayacak kadar yaşlansa dahi süslenemez, zînetini açamaz. O, bu vazifesini yapmasa [ve açılsa] da nâmahremin onun zînetine, saçlarına bakması helâl olmaz. Yaşlandığı için [tesettüre riayet etmeden] baş açık namaz kılsa, namazı olmaz. Yaşlı bir kadın için durum bu iken genç bir kadının mesuliyeti, şehvetli nazarların bulunduğu bir yerde yüzünü ve hatta ellerini dahi göstermemektir."
İmam Mâturîdî, Te'vîlâtul Kuran, Nûr sûresi 60. âyetten
İmam Mâturîdî'den modernist bir şahsiyet çıkarmak isteyenler ve Maturudi/Hanefi çizgide olduğunu iddia edip, İslam'da peçe yok, efendi hazretlerimiz peçeyi yasakladı tarzında konuşan ihvanlar ve gavs babalarının sofileri biraz üzülebilir ama yapacak bir şey yok.
Ayrıca, peçeyi farz gören alimler bu ayeti de delil getirerek, ayette tarif edilen yaşlı kadının başörtüsünü veya cilbabını değil "peçesini" yani yüzünü açabileceğini söylemişlerdir.
Yine Hanefiler, peçeyi farz görmeseler de, genç kız için, güzelliği fazla olan kadın için, ayrıca eminlik olmayan bir zaman/mekan için fitneden ötürü peçeyi farz görmektedir.
👇🏻👇🏻👇🏻👇🏻👇🏻👇🏻👇🏻👇🏻
İbni Abidin; şerhinde şöyle demiştir;
Bir fitne olabileceğinden dolayı kadının erkeklere yüzünü göstermesi men edilir. Çünkü kadın yüzünü açtığı takdirde şehvet ile erkeklerin bakması ihtimaldir.
Reddu Muhtar Ala ed Durrul Muhtar 2/189
İmam Cassas "...cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler ve sarkıtsınlar." (Ahzab 59) bu ayete yapmış olduğu tefsirde şöyle demektedir; genç bir kızın yabancı erkeklere karşı yüzünü örtmekle emir olunduğuna dair bu ayeti kerime de delil vardır. Bunun yanında herhangi bir zaruretten dolayı kadın evinden çıkarken, kalplerinde şüphe ve hastalık bulunan kişilerin tamah etmemesi için iffet ve örtüsüyle çıkması emir edilmektedir.
İmam Tahtavi bu konuyla ilgili olarak şöyle demiştir: genç bir kızın yabancı erkeklerin arasında yüzünü açmasının önüne geçilir ve men edilir. Ama men edilmesi yüzünün avret olmasından dolayı değil bilakis fitne korkusu olduğundandır. Aynı kadının dokunması gibi bunda büyük bir fitne vardır. Bu hususta şehvet meselesi gündeme getirilmemiş olsa dahi hüküm böyledir. Çünkü yüze bakmak dokunmaktan daha vahimdir."
ed-Dur El Muhtar adlı eserde şöyle denmektedir; sahip kölesini veya koca karısını ziynet takmadığından, sesini yabancılara duyurmak için sesini yükseltmesinden yahut da mahremi olmayan bir kimseye yüzünü gösterdiğinden ötürü taʼzir edebilir.
Reddul Muhtar Ala ed Durrul Muhtar, 1/272
• Sözlükte "azarlamak, kınamak, terbiye etmek, birine yardım etmek gibi anlamlara gelen ta'zir, bir fıkıh kavramı olarak, kısas-diyet ve had cezalan dışında kalan cezaların genel adıdır.
Muhammed Enver Şah el-Keşmiri ed-Diyobendi şöyle demiştir;
"...ziynetlerini göstermesinler..." ziynet; el ve yüz denilmiştir. Bizim mezhebe göre fitnenin vuku bulmayacağı yerde yüzü açmak caizdir. Fakat müteahhir mezheb âlimlerimiz insanların durumlarının kötüleşmesi sebebiyle kadının yüzünü kapatması konusunda fetva vermişlerdir. Bir başka yerde şöyle demiştir; "...vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın..."(Ahzab 32) ayette ki hitap ne kadar özel olsa da, hüküm bütün mümin kadınları kapsar.
Feydul Bari ala Sahih el Buhari, 1/254
El-Münteka; genç bir kadının yüzünü açması men edilir çünkü bu erkekleri fitneye götürebilir. Fakat şu günümüzde kadının yüzünü açmasına engel olmak vaciptir. Hatta fesadın çoğalmasından ötürü bu farzdır.
el-Libas ve ez-Ziyne. syf. 141
Ahmed İzzeddin Beyanuni şöyle demiştir; mezhep İmamlarımız yabancı bir kadına bakma da fitne korkusu var ise" bu hüküm özel haller için geçerlidir. Halbuki kadınların insanların içine yüzü açık ve İslami tesettürden uzak bir giyiniş tarzıyla sokaklara çıktıkları şu günümüzde fitnenin olmaması söz konusu olamaz. Öyleyse yukarıda şeyhin ifade etmiş olduğu illete göre, kadınlar zamanımızda kesinlikle örtünmeleri gerekir. Böylelikle Ebu Hanife ve ashabının meseledeki tutumu netleşmiş olmaktadır.
Fiten, 197
Allame İbni Nüceym şöyle demektedir;
"Kadiyhan fetvasında şöyle demektedir; meseleden anlaşılmıştır ki, kadın, zaruret olmaksızın yüzünü açamaz. Demek ki, kadının yüzüne peçesini sarkıtması imkân anındadır. Fakat yabancı erkeklerin bulunduğu yerde yüzünü örtmesi vaciptir."
Şeyhlerimiz şöyle demiştir; fitnenin kol gezdiği şu günümüz de genç bir kadının yabancı erkekler içinde yüzünü açmasına izin verilmez ve yüzü açık bir şekilde sokağa çıkmasına engel olunur.
Bahrur Raik Şerhu kenz Dakaik, 2/381
"Üzerinde kaza oruç borcu olan kişiler, şevval orucu yerine kaza tutsalar nafile sevabı almazlar. Nafile sevabı için ayrıca tutmaları gerekecektir. Bu durum diğer günlerdeki nafile oruçlar içinde geçerlidir. Daha birçok fıkhi analizde bunu destekliyor."
Bedai, 2/668
Not: Bu Hanefilere göredir. Şâfii mezhebinde olacağına dair nakiller vardır.
Ahmed Polat Hoca
Modern çağ da günlükler artık defterlere değil ; Sosyal Medya alanlarında tutulmaya başlamıştır...
M.L
Ebu Hanife (rahimehullah)'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Ne tam safâ üzere bir hayat yaşadık, ne de Allah'ın razı olacağı sâlih amel işleyebildik. Bu da hüzün olarak bize yeter. #sözler #ebuhanife #hanefi #hadisler #ayetler #iman #islam #ilmisuffa https://www.instagram.com/p/B90nCOTHCSY/?igshid=4mfk7gcjnzbc
'Yorum' değil 'aşırı yorum'
Şimdi, bilenler zaten biliyor, bilmeyenler için bir hatırlatma geçelim: İslam üç 'fıkıh'tan oluşuyor. 1) Fıkh-ı Ekber. Ki biz onu 'akaid' olarak da biliyoruz. 'Neye/nasıl inanacağımızı' söylüyor bize. 2) Fıkh-ı Zâhir. Ki biz onu da ilmihal kitaplarımızdan tanıyoruz. Eylemlerimizin 'ne şekilde olursa' rıza-i ilahîye uygun olacağını anlatıyor bize. Helali-haramı öğretiyor. 3) Fıkh-ı Bâtın. Ki o da genelde tasavvufun iştigal alanıdır. Dışımızdaki dünyada rıza ararken iç dengelerimizin bozulmamasının sırrını ders verir bize. Çünkü nihayetinde ameli rızaya uygun yapan 'ihlas'tır. Her niyet amelinin başlangıcıdır. Her şükür amelin nihayetidir. Bu ikisinin sağlam şekilde bağlanabilmesi için insanın içinde de bir denge gözetmesi gerekir. İşte bu dengenin dersi de Fıkh-ı Bâtın'dadır. Ben, mürşidimin, tedrisinde Fıkh-ı Ekber ve Fıkh-ı Bâtın'la yoğun bir şekilde meşgul olduğu, fakat Fıkh-ı Zâhir konusunda mevcudu yeterli gördüğü kanaatindeyim. O nedenle Risale-i Nur'u okurken namazın 'ne şekilde' kılınacağına dair bir bilgiye pek rastlanmazken 'ne hikmetle kılınması gerektiği' veya 'nasıl bir kalbî teyakkuzla eylenmesi lazım geldiği' üzerine pekçok bilgi bulunur. Bu, bazılarının yanlış lanse ettiği şekilde, Bediüzzaman'ın Fıkh-ı Zâhir'i 'küçümsemesinden' değildir. Hâşâ, hiçbir ehl-i sünnet âlimi, böyle bir cinnete teşebbüs etmez. Allah'ın 'Bâtın' ism-i şerifi 'Zâhir' ism-i şerifini 'önemsizleştirmediği' gibi Fıkh-ı Bâtın da Fıkh-ı Zâhir'i önemsizleştiremez. Bediüzzaman'ın bu konuya girmemesi, onu 'hikmetsiz' görmesinden değil, üzerine yapılan çalışmaları 'yeterli' bulmasındandır. Eğer bu alanda ümmetin eksik bir bilgiyle muhatap olduğunu düşünseydi, elbette, ona da eserlerinde yer verecekti. (Fakat bir-iki mesele dışında temas ettiğini görmüyoruz.) Bu yüzden, velev Risale-i Nur metinlerinden hareketle olsun, Fıkh-ı Zâhir'in (tamamının veya bir parçasının) mevcut halini eleştirip 'yeni fıkıh' arayışına giren adamlar haltediyorlar. Bu haltın edildiğine çoklukla şahit oldum. (İsim vermeyeceğim. Zira sonra başıma iş geliyor.) Bir müellifin kasten girmediği/terkettiği bir alana, o alanla doğrudan ilgili olmayan metinler üzerinden girmek, züccaciyeye giren fil gibi olmaktır. Metni 'yorumlamak' değil (Umberto Eco'nun Yorum ve Aşırı Yorum'daki tabiriyle) 'aşırı yorum'a tâbi tutmaktır. Kullanmaktır. Çünkü Fıkh-ı Zâhir'in Fıkh-ı Bâtın'dan ayrı bir usûlü vardır ve Fıkh-ı Bâtın bilgisini içeren metinler üzerinden oraya dalmak, âmiyane bir örnekle, basketbolu futbol kurallarıyla oynamaya benzer. Bu da elbette kâr değil zarardır. Şut çekerek basket atmaya çalışanlar, potaya zarar vermez belki amma, çok seyircinin başını yararlar. Pekçok canı acıtırlar. Nur talebelerinin bu hususta dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Biz, elhamdülillah, dört mezhebin cadde-i kübrası içinde yaşamaktayız. Hanefiyiz, Şafiiyiz, Malikiyiz veya Hanbeliyiz. Akaid ve tasavvuf dersimizi mürşidimizden alsak da amelde yine kendi mezhebimize tâbiyiz. Onun helal dediğini 'helal' haram dediğini 'haram' biliriz. Böyle yaşarsak istikamette kalırız. Fıkh-ı Bâtın'a dair bir metine bakarak insan kendi adına 'takva' seçimleri yapsa da, bu özel bir tercihtir, kimseye dayatamaz. Fıkh-ı Zâhir'in dengesini bozamaz. Cadde oymuş gibi tavır takınamaz. Amel dairesi fetva dairesi kadar geniştir. Bediüzzaman dört mezhebin üzerine bir beşinci mezhep kurmamıştır. Böyle bir ihtiyaca işaret de etmemiştir. Böyle anlamak/anlatmak hatadır. Bunu zaten nur talebeleri umumen bilir. Fakat işte insan bazen istisnalarla da karşılaşıyor. İfrat-ı muhabbetten bile gelse böyle marazlara dair birşeyler söylemek gerekiyor ki üzerimizdeki sorumluluk eda edilmiş olsun. Ben de bu yazıyı şunun için yazdım.
Muhakkik Şeyh Aliyyu'l-Kârî el-Hanefi'de kimi Hanefi imamlarından nakilde bulunarak şöyle demiştir;
"Onlara lanet edilmesinin sebebi, ya onların yüceltmek için Peygamberlerinin kabirlerine doğru secde etmeleridir ki, bu ise apaçık bir şirktir; ya da onların Yüce Allah için namaz kılmayı peygamberlerin defnedildikleri yerde yapmaları ve onların kabirleri üzerinde secde edip namaz kılarken kabirlerine yönelmeleridir. Böylelikle onlar Yüce Allah'a ibadet ederken peygamberleri yüceltmede aşırıya gitmiş oluyorlardı. İşte gizli şirk denilen şey budur. Çünkü bunda, Allah'ın izin vermediği bir şekilde, herhangi bir yaratığa tazim vardır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu, ümmetine ya Yahudi adetlerine benzediğinden, yahut ta gizli şirk ihtiva ettiğinden dolayı yasaklamıştır. Nitekim şerh yapan bazı büyük âlimlerimiz de böyle demişlerdir. Bir rivayette gelen 'onların yaptıklarının benzerini yapmaktan sakındırıyordu' ifadesi de bunu desteklemektedir."
|| Mirkatu'l-Mefâtih Şerhu Mişkâti'l-Mesabih (1/456)