canım, bakma artık kollarıma. kesmedim. kesmem. gerçekten kesmem bak. sen beni bencil bilirsin, biliyorum. çoğu zaman öyleyim belki, annem ne derse inanırım ben. ama şimdi değil. tırnak izleri, jilet değil. kes desen keserim orası ayrı. bi kurtuluş bi de hatır uğruna her şeyi yaparım bilirsin. hatır uğruna hayatta kalmışlığım bile var, sen ne diyorsun.
hayır, anlatmayacağım. inat değil mi, anlatmayacağım. tek bir insana, en güvendiğime bile anlatmayacağım hayır. gülüşüm hafif kafam ağır öleceğim. sen şimdi inanmıyorsun ama ben gerçekten gülerek öleceğim. ve biliyor musun, herkes çok şaşıracak ölümüme. ben bir sürü şeye üzülürüm. 13. yaşıma, yetişme çabasıyla geçen yıllarıma, kardeşime ve en yakın arkadaşıma, ağacından uzağa düşen elmaya, elmaya bile ulaşamayan o çocuğa. bakma öyle, hep düşünürüm ben. çocuğunu dünyanın zalimliğinden kurtaramayan anneyi ve faşizmi, eve ekmek götürme umuduyla iskeleden düşen işçiyi ve kapitalizmi, sevdiğine yüzerken boğulanı ve acımasız dalgaları, ergenliğe yeni girmiş kızları ve katil güzellik algısını, erkek çocuklarını ve ağlamayı gizlemenin lanet acısını. düşünür ve üzülürüm. yine de en çok herkesin şaşıracak oluşuna. yanlış anlama, kendime acımam asla. bir kere acır gibi oldum, on kez intikamını aldı babam. konuşmam. konuşmayacağım. bir evsiz çocuklara acırım ben bir de yardım için bağırmayı hala bırakmamışlara.
bak ben şimdi üçe kadar sayacağım. birkaç derin ama kesik nefes alacak, tırnaklarımın altını kan ve deriyle dolduracağım. ellerimi yalnızca böyle titremeden sabit tutabilecek, kollarımı yalnızca bu şekilde ısıtabileceğim. sonra da içi dolu tırnaklarımı parçalarım. dokunsalar ağlayacaktım ama kimsenin dokunmasına izin vermedim. kendimin acıtmasına kayıtsız kalacağımı mı sandın. artık adaletin ta kendisi benim, yukarıdan beklemeyi bırakışım da bu yüzden.
içim cayır cayır yanarken yüzümde güller açar benim, benimle savaşamazsın.