Şarkıların rutin konusu: Ayrılık
Askerde, gececiliğin kesif ve karanlık nöbetini paylaştığımız kardeşlerin dinlediği şarkılardan kulağıma gelen ortak bir mevzûu, ortak bir keder vardı: Ayrılık.
Çoğu şairin ve güftekârın sözlerinde en fazla bu mevzuyu işlemesi câlib-i dikkat. Ortada bir giden, bir de arkasından ağlayanların olduğu farklı senaryolar; gidenin mel'ânetini, kalanın ızdırâbını anlatıyordu. Kimi "bir daha adını anmam" diyor, kimi "ne olursa olsun gel!".
Bir sevgi taahhüdünde bulunup, anlaşmayı "giderek" bozan kahpelerin de, ortada kalan ağlakların da ortak bir yanı var: O da iki tarafın da "modernite" vâkıâsına maruz kalmaları. "Kendine tapan gidenlerle", baştan ayağa müptezellik olan ve hiçbir toplumsal dayanışmanın konusu olmayan "birey" kalanların ortak dramı...
Birileri gitmeye, birileri kalmaya, birileri de işbu ayrılık şarkılarını yazmaya devam ediyor. Ortada normal ve doğal olan "birlikteliğin" esamesi okunmuyor. Kökü "üns" olan yani "alışmak" olan insanın, yapabildiği en güzel şeyi, modernite elimizden her birimizi teker teker bireyleştirerek almaya devam ediyor.
Elimizde geriye, buram buram acı kokan ayrılık şarkıları kalıyor...










