Kalbimde ilan ettiğin cumhuriyette,
Kanun senin gülüşündü.
Ve ben, özgürlüğü senin anayasanda buldum.
Kalbimde ilan ettiğin cumhuriyette,
Devrim senin gözlerinde başladı.

seen from United States
seen from Netherlands

seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from Kyrgyzstan

seen from United States
seen from Israel
seen from Brazil
seen from Canada
seen from South Africa

seen from Russia

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from China

seen from United Kingdom
seen from Kosovo
Kalbimde ilan ettiğin cumhuriyette,
Kanun senin gülüşündü.
Ve ben, özgürlüğü senin anayasanda buldum.
Kalbimde ilan ettiğin cumhuriyette,
Devrim senin gözlerinde başladı.
“ Hepimiz son dönemlerde yaşanan olaylar sebebiyle bir hayli korkuluyuz. Hepimiz “acaba” ile devam ediyoruz yaşantımıza. İçimize işleyen bu tedirginlik, artık sıradan bir duygu hâline gelmiş durumda. Gülüşlerimizin bile ardında bir huzursuzluk saklı. Artık bırakın bir komşuya, bir tanıdığa güvenmeyi; aynı çatı altında yaşadığımız ailelerimize dahi güvenemiyoruz. Öyle bir dönemdeyiz ki hepimiz, bir başkasının bıçağıyla ya da silahından çıkacak kurşunla ölmeye, ecelimize nazaran daha yakınız. Dört bir yanımız potansiyel katillerle çevrili.
İnsan bazen düşünüyor; bu kadar korku normal mi, yoksa biz mi buna alışmaya zorlandık?
Ne adalet kaldı ne hukuk ne de yaşama hakkı. İnsanoğlu gittikçe daha da kötüleşiyor. Toplum biraz daha dibe batıyor. Çocuklarımızı okullara dahi emanet edemiyoruz.
Kim bunun suçlusu? Din diyerek bilime, ilime zerre önem vermeyen zihniyet mi? Kim bunun suçlusu? Her daim kendi çıkarı için emektar insanı harcayan mı? Kim bunun suçlusu? Bir kez olsun eline kitap alıp okumamış, okuyanı da alay konusu edip kendini yücelten vasıfsız mı? Kim bunun suçlusu? Ahlakı, insanlığı bilmeyen; gelişime kapalı, cehaletinde mutlu olmayı tercih eden mi? Kim bunun suçlusu? Bütün memleketi, halktan aldıklarıyla yaptığı köprülerle ayakta uyutmaya çalışan mı? Kim bunun suçlusu? İnsanlığını unutmuş olan mı?
Belki de asıl soru şu: Suçlu tek bir kişi mi, yoksa hepimizin payı var mı bu karanlıkta?
Hangisi, hangi biri …”
maskelergizlerr
▪️🔘▪️ Kurbağa Haşlama Yöntemi ile Anayasa Yapılabilir mi? ▪️🔘▪️
Usun pazara çıktığı bir zaman da satılan nedir?
Bugüne kadar darbe ürünü olanlar mevcut geçerli Anayasaya uygun hareket etmedikleri sayısızca hukuksuzlar ile ispat edilmiştir.
Birileri niyetine ve çıkarına bütçe yapanların yıkıcı tutumları ayyuka çıkmış iken kimsenin kimseye Anayasa yapma hakkı yoktur.
Bu meclisin bütçe yapma hakkı ve yetkisi yok.
Anayasa değişikliği yapma hakkı ancak ve ancak devrim sonrası mümkün olur o da yönetimi ortak us Türk Büyük Millet Meclisine aktarmak ile mümkündür. O meclis bugün ki masa ihaneti meclis değildir.
Farklılıklar öte kinciliği birlik beraberlik ve biz bütünlük içinde dayanışma adına yasa yapma olanakları hile ve zorbalık dışında yoksa neyi yapıyorlar ve neye izin veriyoruz?
Türk ulusunun yasası varken ve ulus böyle bir karar vermemiş iken bu neyin nesidir.
Hile ne zamandan beri tam mutabakat oldu da biz bilmiyoruz?
Zorbalığın kalıcılığı yoktur.
1924 Anayasası Cumhuriyetin tek yasası olup gereği ancak ve ancak saray yönetimini ortak us meclise kamulaştırma kararları alınarak devredilebilir.
Çağ başka bir yol bırakmamış tümünü ibret ile önünü tıkamış ve yok saymıştır.
Küresel sermaye taşeronu geçmişini yok sayalım diyemez.
Önce tümü tarih yargısı ile dış oldu.
İlk dört maddenin altını oyma yasası yapmaya kalkmak ihanettir.
Piyasa us bırakmadı mı kimsede.
1982 Anayasası ile ilgili siyasi partiler yasası sözü veren sivil darbeciler bu verdikleri sözü tutmadan nasıl olacak?
Referandum olmadan nasıl olacak? Bir anlatın ve sorun bakalım Türk ulusu size bu konuda yerki veriyor mu?
Devrim ve kamulaştırma kararları olmadan nasıl olacak?
İşlevsellik sorunu çözülmemiş vekalet sistemi zaten bir kaç kişinin kararı ile oluşmuş meclisin Türk ulusunun temsili olmadığını hain olmayan herkes anlayabilir.
Çağ dışı eğitim ve öğretim zihniyeti çağ dışı zaten geçmiş çaǧ kendisine yasa yapma ne anlam ifade edebilir ki?
Başka bir devrim üretir. Doğal devrimleri hiçbir güç engelleyemez.
Bu yorumu bugüne kadar hiçbir yerde okumamış olmak bu hale getirdi bu toplumu.
Islamlama yazarlık ile ancak bu kadar olabiliyor.
▪️♾️Önder Karaçay ♾️▪️
Türkiye artık bir hukuk devleti olmaktan çıktı. Mevcut hükümet gücü elinde tutmak için anayasayı ihlal ediyor ve halkı, öğrencileri, işçileri ve herkesi karşısına alıyor. Anayasal haklarımızın elimizden alınmasına göz yumarsak yarın daha fazlasını elimizden alacaklar. Direnmeliyiz, direne direne kazanacağız. Biz bu ülkenin vatandaşları, gençleriyiz. Hak hukuk adalet arayışımız bitmeyecektir.
"Biz bilmediğimiz için vaktin geciktiğini zannediyoruz. halbuki her şey tam vaktinde oluyor"
Ya bu saatte oturmuş Anayasa esaslarını çalışıyorum git yat bee
Muhtemel Seçimler Üzerine Bazı Sesli Düşünceler
Türkiye'de gerçekleşmiş olan genel ve yerel seçimlerin iç dinamiklerine bakıldığında hepsinin devletin ve yönetim şeklinin karşı karşı karşıya kaldığı (hakim sınıflar arası çatışmalar, iç huzursuzluklar, sosyal isyanlar vs. gibi) krizler ile bağlantılı olduğu görülebilir. Elbette ki bu krizler Türkiye kapitalizminin ve sermaye sınıflarının karşı karşıya kaldığı yapısal krizlerden, mevcut emek ve birikim rejiminin sürdürülebilirliğine dair yaşanan yönetsel ve idari sorunlardan da (egemenler cephesinden de) bağımsız değildir. Başka bir deyişle, seçimler her seferinde sistemin politikalarını kitlelere onaylatmak ve rıza üretmek için yapılmaktadır. Yoksa iddia edildiği gibi "milletin demokratik iradesinin tecelli edilmesini sağlamak" için değil!
Bu işin sistem için olan güzel tarafı ise, sistem/suyun başını tutanlar ne zaman isterlerse halk ancak o zaman sandık başına gidebilmektedir! Başka bir deyişle, bu sistem gereğince seçimi düzenleyenlerde seçimde seçilenlerde istisnalar dışında organik olarak aynıdır. İşte bu temsiliyetizm oyununa "demokrasi" adı verilmektedir. Yani siz oylarınız ile bir kişiyi seçiyorsunuz; o kişinin sizi temsil ettiğine inanıyorsunuz ama o kişi sizi değil, öncelikli olarak kendisini temsil ediyor. Açıkçası sınıflar adına yapılan temsiliyetizm biçimlerinde de durum pek farkı bir sonuç doğurmuyor. Zira sınıf adına yapılan temsiliyetizmde de kişi sınıftan çok kendi kendisini temsil eder hale geliyor. Çoktan aza doğru yetki bürokrasiye devredilerek bürokrasi eliyle de yetki tek bir kişide cisimleşiyor. Günümüz modern temsiliyetist devlet yapılanmaları ve siyasi partilerin tümü de bu şekilde örgütlenmektedir.
Gerçekte meselenin kökü salt temsil edip etmemek değil, asıl önemli olan temsil edenle/temsil eden arasındaki ilişkide denetimin nasıl sağlanacağıdır. Aşağıdan yukarıya ve yukarından aşağıya doğru bağımsız kurumlar aracılığıyla çift kanatlı toplumsal bir denetim olmadığı sürece kim olursa olsun temsiliyetizmin tüm biçimleri şahsi temsile dönüşmekten kurtulamaz. Bu açıdan hem dünyada hem de Türkiye'de seçimler bu haliyle memurun, devletin ve kapitalistin çıkarlarına uygun bir sistem kurmaktan ve piyasa mekanizmalarını güvence altına almaktan başka da bir işe yaramamaktadır. Dolayısıyla; ortaya çıkan tablo, yani oyların toplamı bize asla halkın, emekçi sınıfların genel iradesini vermez! Genel irade biçimindeki burjuva yanılsama gerçekte temsiliyetist bir aldatmacadır.
Şimdi gelelim maydanozun faydalarına! Bunca acı deneyimden sonra bile hala Türkiye'deki solların, muhalif kesimlerin kendilerini 6'lı masanın "güçlendirilmiş parlamenter sistem" demagojisine eklemlemesine, dahası ekseriyetle de seçim ve sandık temeli bir hat izlemelerine ne demeli? Neymiş efendim AKP giderse "nefes alabilecekleri koşullar ortaya çıkarmış". Elbette ki Erdoğan'ın tekrar aday olamaması ve AKP'nin seçimleri kaybederek hükümetten, iktidardan uzaklaşması kayda değer bir gelişme olacaktır ve bu durum emekçi toplum kesimlerinin de nesnel olarak yararınadır fakat bunun yolu seçime ve sandığa, daha doğrusu burjuva muhalefete endeksli bir politikadan geçmemektedir.
Kuşkusuz sistem karşısında kendisini çaresiz hisseden kitlelerin "denize düşen yılana sarılır" misali bir burjuva odaktan/ittifaktan diğer bir burjuva odağa/ittifaka yönelmeleri emekçi kitlelerin örgütsüzlüğünün tavan yaptığı bugün ki koşullarda anlaşılabilir bir durumdur. Fakat topluma ve emekçi sınıflara öncülük etme ve yol gösterme iddiasında olan sosyalistlerin kendi politik perspektiflerini burjuva muhalefetin belirlediği temsiliyetist oyunlara endekslemeleri ve hiçbir zaman oyun kurucu bir güç olamayacakları bir zeminde siyaset üretmeye çalışmaları ise anlaşılır bile değildir.
Dahası Türkiye'de devletin resmi yargı kurumlarının dahi kendi ağzıyla "seçimlerde seçmen ve seçilmen güvenliğinin olmadığını" itiraf ettiği bir ortamda (AYM kararları) ve 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşmiş olan seçimin bile yasadışı yollardan iptal edilebilmiş olduğu gerçeğinden de hareketle, önümüzdeki süreçte gerçekleşecek olan muhtemel bir seçiminde meşruiyeti tartışma konusudur, olmaya da devam edecektir. Bürokrasi içinde önemli miktarda güç biriktirmiş olan mevcut hükümet ve iktidar bloğunun daha önceki seçimlerde olduğu gibi, önümüzde ki seçimlere de gölge düşürmeyeceğinin hiç bir garantisi yoktur.
Kuşkusuz bu olgular seçim sürecini önemsizleştirmemektedir. Aksine seçim süreci toplumun ve emekçi sınıfların ülke yönetimine ve politikalarına dair talep ve istemlerinin doruk noktasına çıkacağı bir dönem olması nedeniyle de sosyalist güçler açısından da önemlidir. Bu yüzden şimdiden tutum belirlemek ve somut bir perspektif temelinde, seçime ve sandığa öncelik veren değil, önceliği denetimist bürokratik devrimci faaliyete veren bir çizgiyi hakim kılmak gerekmektedir.
Dolayısıyla; bir yandan temsiliyetist seçim ve sandık yalanlarını deşifre ederken, diğer yandan ise denetimist bürokratik devrimci mücadelenin gereklerini yerine getirmek gerekir. Bu noktada denetimistlerin öncelikli meselelerinden biri de; 2 dönem maddesini/kuralını ihlal ederek hukuksuz ve kanunsuz bir biçimde seçimlere girme hazırlığı yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu girişimine karşı gerekli adımları atmaktır. Kaldı ki bu adımlar denetimistler tarafından gerçekleştirilmiş olup, bu konuyla ilgili hukuki başvuru AYM tarafından da görüşülmektedir. Yine benzer şekilde YSK'nın bu süreçte alacağı tutuma ilişkin gerekli müracaatların yapılması ki, yapılmış olan müracaatların takipçisi olunması ve bu noktada YSK'nın seçim kanunları ve mevzuatı ile çelişen durumunu ve Recep Tayyip Erdoğan'ın adaylığı konusunda alacağı usulsüz ve gayrimeşru kararlara karşı çıkılması ve bunların toplum nezlinde teşhir edilmesi de diğer önemli hususlardır.
Hukuk tekniği ve bürokratik denetimist faaliyet açısından böylesine bir çalışma yürütülmeksizin, temsiliyetist seçim oyunlarının teşhir edilmesinin de tek başına bir anlamı olmayacaktır. Bu noktada sandığa gitmeyen sandıksızların "temsili" noktasında da daha önceden yapılmış hukuki müracaatların hala geçerliliğini koruduğu bir ortamda, "ben küstüm, oynamıyorum!" tarzında kendisini gösteren müzmin ve küskün boykotçu tavrın demokrasi mücadelesini kazanma noktasında bir ayağı topal, bir gözü ise kör kalacaktır. Başka bir deyişle, küskün boykotçu tavır ile denetimist sandıksızlık arasında seçimlere ve sandığa gitmeme noktasında da ciddi ve temel farklılıklar bulunmaktadır.
Bu farkları kısaca özetlemek gerekir ise;
Temsiliyetist seçim ve sandık yalanlarının denetimist temelde sistematik olarak teşhir edilmesi.
Kitlelere temsiliyetizm karşısında denetimist bürokratik faaliyetin öneminin sürekli olarak anlatılması.
Denetimist bürokratik faaliyet yoluyla AYM ve YSK gibi resmi kurumların 2 dönem maddesi/şartı hususunda açık ve net bir tavır almasının sağlanması.
6'lı masa olarak bilinen burjuva muhalefetin temsiliyetist yalanları ortaya konulurken, şayet böyle bir imkan varsa 6'lı masanın "Anayasa Taslağı"nda toplumsal denetime göreceli de olsa kapı aralayan kimi maddelerin desteklenmesi, örneğin iç ve kısmen dış kurullar aracılığı ile vatandaşın yasama organında gensoru verebilme hakkının tanınması. 6’lı masanın sözünün arkasında durup durmayacağının takip edilmesi.
Sandıksızların "temsil hakkı" noktasında uygulanmaya konması gereken yasal ve kanunu düzenlemeler için yapılmış olan hukuki itiraz ve başvuruların takipçisi olunması ve bunların Anayasal güvence altına alınması için mücadele edilmesi.
Denetimist sandıksızlık/boykotçuluk ile klasik/geleneksel/boykotçuluk arasında ki farkların açıkça ortaya konulması. Temsiliyetist faşizanlığa karşı Denetimist bürokratik devrimci faaliyet yapılmaksızın tek başına sandığa gitmeme şeklinde kendini ortaya koyan boykotçu eğilimin umulduğunun aksine liberalizmi ve tasfiyeciliği (hatta bu eğilimin gizli gizli sandığa koşma biçimindeki başka yanlış eğilimleri de) güçlendirdiğinin altının kalın çizgiler ile çizilmesi.
Muhtemel seçim süreci yaklaştıkça yeni olgu ve dinamiklere de bağlı olarak bu 6 madde elbette ki genişletilebilir. Bu da ancak seçimlere dair açık ve net bir denetimist perspektifinin kararlı bir şekilde sürdürülebilmesi ile sağlanabilir.
7.12.2022
Serhat Nigiz