DuYu College au, but they share the same college department yet different fields.
Du Ruo majors in literary history, specifically Eastia's, while Yugu is a creative writing major. They share a few classes and she goes out of her way to sit beside Du Ruo if there is an empty space beside her. If not, then at least close to her and the latter is both confused and pissed off at the fact that Yugu's consistent in being in close proximity.
They share the same book club too, which is worse for Du Ruo if seeing Yugu almost everyday wasn't enough already. Whenever the club has to share their thoughts on a book reading assigned, Du Ruo would always take the more analytical route of deconstructing on how the story is presented and theories on where the plot is going and any possible twists. Yugu, meanwhile, shares her thoughts and break down on the characters, their flaws and motives, but mostly on the former for how those flaws can either start a character development or bastardization.
Du Ruo would hate to admit that she couldn't help but agree with some of Yugu's insights.
DuYu College au, but Du Ruo couldn't move on from her "dear friend" Xu's death and Yugu reminds her of Xu so much, but in a twisted sort of way. Xu was a passionate writer, and Yugu so happens to be one too. Both are mischievous and cheeky, and sometimes on a good day, it's hard for Du Ruo to even distinguish that she's even with Yugu and not Xu.
Yugu allows her, of course, to let her depend on her emotionally and other things that she desperately needs. Maybe it's toxic of the writer to let this continue, but why stop? Why even care of the moral implications at this point, when she worked so hard to get into Du Ruo's good graces and be by her side like a leech?
"Soğuk bir yağmur yağmaya başladı ve loş sokak lambaları yağmur damlalarının karıştığı sisin içinde ölgün görünüyordu."
.........
"Faytonun içinde arkasına yaslanmış Dorian Gray, şapkasını alnına indirmiş halde büyük şehrin iğrenç kepazeliğini umursamaz gözlerle seyrediyor ve Lord Henry'nin tanıştıkları gün ona söylediği sözleri arada kendi kendine tekrarlıyordu, 'ruhu duyular aracılığıyla, duyuları da ruh aracılığıyla sağaltmak.' "
.........
"Ruhu kesinlikle ölümüne hastaydı. Duyuların onu sağaltabileceği doğru muydu?"
.........
"Yol bitmek bilmez görünüyordu ve sokaklar büyük bir örümceğin siyah ağına benziyordu. Yeknesaklık katlanılmaz hale gedi ve sis arttıkça Dorian korktuğunu hissetti."
.........
"Onlar geçerken bir köpek havladı ve uzakta karanlığın içinden gezgin bir martının çığlığı geldi. At bir çukurun içinde tökezledi, sonra yoldan çıktı ve şaha kalktı..."
Yeni yazı paylaşıldı: https://www.dmy.info/sanat-felsefesinin-temel-problemleri/
Sanat felsefesinin temel problemleri
Sanat felsefesi sanatın, sanatçının, eserin ve estetik hazzın soruşturulmasına dayanan felsefe dalıdır. Güzellik ve zevki soruşturan estetiğin bir parçasıdır. Değerler çalışması olan aksiyolojiye dayanır. Sanat ustalık, üretim; estetik duyuya dair olan demektir. Duyunun bedensel algı, duygunun ise bireysel izlenim olarak kullanıldığını hatırlatalım. Bazı terimleri Estetik: Güzellikle ilgili olan. Eser: Sanatçının estetik üretimi. Üslup: Yapış, söyleyiş, üretim biçimi, stil, tarz. Yücelik: Ölçüm ve hesabın ötesindeki azamet, güzelliğin ötesinde akılla kavranan nitelik. Estetik yargı: Duyusal algılara göre niteleme. Bazı İkilikler Güzellik- çirkinlik Doğal- sanatsal güzel Güzellik- doğruluk Güzellik- iyilik Yücelik- sıradanlık Sanatların Sınıflandırılması Sanatlar görsel, işitsel, dramatik olarak sınıflandırıldığı gibi; yüzey, hacim,
Yaralarımı sarıyordu acılarım ve yaralandığım yer ruhumdu. Kulağa hoş gelmeyen sözlerle bağırdım, saçılan parçalarımı geri alabilmek adına. İlk yardım gerekiyordu acilen. Öncelikle saçlarının dalgalanışıyla dezenfekte olmalıydı ve sırasıyla devam etmeliydi seni deneyimlemenin her türlüsü. 5 duyu organımı sana bağlamış, bitkisel hayat yaşıyordum sanki içinde sadece senin bulunduğun. Hiç uyanmamak üzere kandırdım bedenimi ve eğer ruh kavramı somut olsaydı senin şeklini alırdı tüm çiçekler hiç koparılmamak üzere.
Kendimize acımaktan başka elden ne gelir. İnsanız işte toz bulutunun içindeki küçük parçada sanki kocaman bir evrenmiş gibi, kocaman yokluklar, yarım kalmışlıklar ile yaşıyoruz. Birilerinin elini uzatmasını, kopan fırtınalardaki uğultularımızı duysunlar istiyoruz. Aslında yaşamak bir kahve fincanının desenini incelemek kadar basit ve sıradan. Fincanın üzerindeki dantel gibi ince ince işlenmiş, naif.