...Şu namaz kılanların vay haline!
Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler).
Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar...
seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from Netherlands
seen from Taiwan

seen from Türkiye
seen from China
seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from United States

seen from Kazakhstan
seen from China
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
...Şu namaz kılanların vay haline!
Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler).
Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar...
Diyanetin hutbesini seküler kesim hadi yanlış eleştiriyor. Buna katılıyorum.
Fakat biz ilahiyatçılar artık “bu hadiseler bize başka bir ders öğretmeye mi çalışıyor acaba?” Diye kendimize öz eleştiri yapmamız gerekiyor.
Hadi bu kesim dine karşı soğuk(maalesef bu kesim diyorum.. bu tabirleri kullanmak bile üzücü..-ki fakat maalesef çoğu dine zaten soğuk bakıyor)
Hadi diyelim bu kesime çamur attın ve haklısın.
Peki ya böylesine zihinlerin işgal edildiği bir coğrafyada bizi birleştirecek olan şeyin ve kendimizden farklı düşünen kesimleri kazanmamızı veya kalplerini İslam’a ısındıran şeylerin helal haramdan bahsetmek olmadığını düşünmenin vakti gelmedi mi artık?
Şöyle bir youtube’u aç ve gençler din konusunda neleri izliyor bir analiz et bakalım sayın İlahiyatçı meslektaşım. Diamond tema kanalını neden fazla izlemişler?
Sence de artık bu izlenme sayıları bir veri olarak sayılması gerekmiyor mu? Ha sayın akademisyen? Sizce de hutbelerde artık şüpheye mahal olan iman hakikatleri den bahsedilmesi ve ispatlarının konuşulması gerekmiyor mu? Helal haram konusuna başta herkes itiraz edebilir. Fakat aklındaki şüphelere ikna edici cevaplar verirsen iman etmeyen bile "ben buna cevap veremiyorum" der en azından "inkar edemez"
Gençler sizce ne arıyor?
Ben söyleyeyim: İSPAT!
Bir daha söyleyeyim: DELİL!
Bir daha ve tekrar ifade edeyim: İMAN HAKİKATLERİNDE ŞÜPHE KALMAYACAK ŞEKİLDE KISA VE VECİZ İSPATLAR!
Bu yüzden artık akademisyenlerin, adını bile okumakta zorlandığımız gereksiz çalışmaları biz gençlerin dikkatini çekmiyor.
Gençlere bu şüphelerin karşısına çıkacak sağlam ve kısa nokta atışı deliller lazım!
Zamanı okuyamayan akademisyenler sadece birer paralı memurdur ve üniversitede boş beleş gezip kahvesini yudumlayıp "gençlik çok kötü, müslümanlar çok kötüye gidiyor" diye analizler yapar.. Bunların hiç birisine ihtiyacımız yok.
Ellerinizdeki kitaplar bu ihtiyacı karşılamıyor artık.
Yeni eserleri kabullenmede ön yargılarımızı yıkmalıyız.
Ve bence giderek artan "iman hakikatlerini delillendirme mesleğini" kabul etmeli akademisyenlerimiz. Önce kanayan yarayı kapatır ondan sonra başka meselelere eğiliriz! Önceliğimiz kelamî ve itikadî meselelerin ispatı olmalı!
Benim sınıfımda öğrencilerimin yarısı Risale-i Nur okuyorsa ve ben ön yargılarım sebebiyle bu veriyi veriden saymıyorsam nasıl eğitimci olabilirim?
Nerde Bu Ülkenin İlahiyatçıları?
Yokluğumda sizi Cüneyt komutanla baş başa bırakayım belki düşünür sorgularsınız..🤔
Sakın adama yoruma gidip salak salak argümanlarla ayar vermeye kalkıp rezil olmayın😉 hele deli tarafına hiç denk gelmeyin🙂
Şeyh Üftade Efendi buyurdular :
" Eğer vaaz eden kişi kendisini dinleyenlerden hayırlı görürse işi zorlaşır. Yine konuşmasına kulak veren kimse olmazsa, o kişi, dövünüp kafasını vuran kimse ile müsavi ve eşit olup işi zordur.
Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Hazretleri buyurdular:
"Nice vaizler vardır ki şeytan onunla oynaşır. "
(Ruhu'l Beyan Tefsiri, c. 1,s124)
Abdurrahmân El Hâzinî
12’inci yüzyılda yaşayan ve hayatı boyunca fizik, kimya, matematik ve astronomi bilimleriyle ilgilenen, İslâmî değerlere bağlı Müslüman bilgin El Hâzinî, günümüz modern biliminin alt yapısını oluşturan isimlerden biri. Newton’dan tam 5 asır önce, “her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç” olduğunu; Roger Bacon’dan ise bir yüzyıl önce, “dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı” fikrini ortaya attı. Astronomiye çok önem verdi ve birçok İslâm şehrinde kıblenin nasıl bulunabileceği konusunda esaslı çalışmalar yaptı.
Abdurrahman el Hazini, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın veziri Ebü'l Hüseyin Ali ibn Muhammed El Mervezi'nin Bizans asıllı bir kölesiydi. Büyük Selçuklu Sultanlarının ilim, bilim ve kültür merkezi haline getirdikleri Merv şehrinde, çok zengin kaynakların içerisinde kendini tamamen bilime adadı.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın oğlu Sultan Sencer (1117-1157) döneminde, El Hâzinî'nin bilimsel çalışmaları doğrudan Sultan tarafından desteklendi. Hatta Sultan, El Hâzinî'ye fazlaca altınla yardım etmek istese de, El Hâzinî şahsına gönderilen bu yardımları geri çevirerek, sadece bilimsel çalışmalarını karşılayacak kadarını kabul ettiği rivayet edilir.
Kendi gündelik harcamalarını temin etmek için birçok iş yapan mütevazı bir bilim adamı ve İslâm âlimiydi.
İlahiyatçı bir akademisyen Hz. Meryem hakkında olmadık sözler etmiş derste. Bunu birileri kaydedip paylaşmış. Sonrasında avamda ve ulemada tepkiler oluşmuş. Neticede bu olay konuşulmuş durmuş. Sanki ilahiyat camiyasının tek problemi halka açık olmayan ortamlarda akademisyenlerin yanlış cümleler kurmasıymış gibi bu olay büyümüş.
Bakın kıymetli okurlarım her meselede olduğu gibi bu meselede de yine magazinal odaklarda çürütüp duruyoruz kendimizi. İlahiyat fakültelerinde her fikirden insanlar olabilir. Bu insanlar akademideler. Her türlü fikri sunabilirler tabi halka açık olmamak kaydıyla. Oraya giden öğrencilerin zihinlerini bulandırıyorlar gibi aptalca cümleler okuyorum ve duyuyorum. Evet aptalca çünkü ilahiyat fakültesine giden öğrencileri aptal yerine koyuyor bu tutum.
Dışarıdan ilahiyat fakültelerine çok yanlış gözle bakılıyor. Bu kurumlar medrese değiller. Yanlışlanabilir fikirleri de barındırmaktalar. Sadece ilahiyat fakülteleri mi tüm fakülteler buna dahil. Buraya gelen insanlar ilkokulda değiller. Yetişkin ve sınavla bu okulu kazanmış insanlar. İlahiyat fakültelerini imam hatip okullarının devamı gibi görmek çok basit ve küçümseyici bir bakış açısıdır. Çünkü bu kurumlar yüksek öğrenim kurumlarıdır. Bir başka deyişle üniversitelerde hocalar öğrencilere öğretmezler, öğrenciler hocalardan ve tüm dünyaya açık kaynaklardan öğrenirler.
İlahiyat fakültelerinin işlevsizliği gibi büyük problemler varken gidip küçük sularda karaya oturmuş gemileri yüzdürmeye çalışıyoruz. Bizler artık şu sorular ile yüzleşmeliyiz:
1) İlahiyat fakülteleri ne işe yarıyor?
2) İlahiyat fakültelerinin sayısını arttırmak ne işe yarıyor? Neden faiz ve haramın artmasına mani olamıyor?
3) Toplum dinden neden uzaklaştı?
4) Bu kadar ilahiyatçı varken gençler neden İslam'dan uzaklaşıyor hatta terk ediyor?
5) Ateizm ve deizm neden bu kadar yaygınlaştı?
6) İlahiyatçı insanlar İslam adına ne yapıyorlar?
7) İlahiyat fakülteleri artmasına rağmen neden güncel sorunlara yanıt oluşturan mütefekkir sayısı çok az ve neden yetersiz kalınıyor?
8) İslamı anlatanların üsluplarındaki eksiklikler neler?
9) İslam mesajı neden günümüzdeki imkânlara rağmen bu kadar çok yanlış anlaşılıyor?
Victor Hugo der ki ;
"İyi olmak kolaydır, zor olan ilahiyat okumaktır.."