Kusura bakma, ben sihirbaz değilim. Mühendisim.
seen from United States
seen from Türkiye
seen from China
seen from Japan

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from T1
seen from France

seen from United Kingdom
seen from India
seen from Singapore

seen from Singapore
seen from China

seen from Netherlands
seen from China
seen from China
seen from Yemen
seen from T1
Kusura bakma, ben sihirbaz değilim. Mühendisim.
Bir iş murad edilince, sebepler varlık hırkasını giymeye başlar.
Kendini bil, kendinden bilme !
Hayat çoğu zaman bu iki kavram arasına sıkışır. “diğerleri” ve “değerlerin”. Sen SEN OL değerlerinden vazgeçme! #değerler #kendinibil #kendinigeliştir https://www.instagram.com/p/COJEBSgni1y/?igshid=18jzdbvzbcxri
Hadi şimdi bir aynanın karşısına geç ordaki o güzel insanın gözlerine bak belki gözlerinde mutluluğu görebilirsin belki hüznü belki korkuyu sonra ona iyice bir bak belki ağlamaktan kurumuş gözleri vardır belki yeni kalkmıştır ve saçı darmadağındır ama sakın unutma ordaki o insanın sana ihtiyacı var başkasına değil ve ona de ki
"BEN BURADAYIM"
Var ama olmamış sanki :)
Ertan Yavuz
Bir insan eğer ki kendiyle varolmayı beceremiyorsa, ya işiyle, ya eşiyle, ya çocuklarıyla, ya da kendiliği yerine ikame edebileceği başka bir nesne veya durumla varolmaya çalışır. ilk bakışta bu durumlarda herhangi bir sıkıntı yoktur. Fakat kaybedilmiş kendilik duygusu ne kadar çoksa diğerleriyle özdeşleşmesi de o kadar yoğun olur ki, bu durumda kendisi için dönmeyen ama başka şeyler için döndüğü bilinen bir dünya yaratılmasına sebep olur. Dünya kendi ekseni etrafında bir tam tur dönüşünü ortalama 24 saatte tamamlar ama güneşin çevresini 8766 saatte. Yani diyebiliriz ki, kendinin farkında olan kişi bir dünya olduğunun da farkındadır. Dünyanın da kendi etrafında dönüyor olması; gece gündüz farkını, rüzgarların farklı yönlerde esmesini, hava basıncının değişmesini, yönleri tayin edebilmemizi ve daha pek çok değişimin gerçekleşmesini sağlar.
Oysa durmuş ve sadece güneşin etrafında dönen bir dünya, tek tip bir gün yaşamamızı yani sadece gece veya gündüze, rüzgarların çok şiddetli veya hiç esmemesine, hava sıcaklığının ve basıncın ani çıkışı veya düşüşüne, hangi yönde ya da ne tarafta olduğumuzun bilinmemesine neden olur. Takdir edersiniz ki bu durum da insanlara ve diğer canlılara göre sürdürülebilir bir yaşam tarzı değildir.
Sonuç olarak hayatımızı durdurup, kendiliğimizi unutarak bir başkası üzerinden yaşamaya çalışmak var olmadığımız anlamına gelmese de diğerleri etrafında şekillendirilen bir yaşam tarzı da kendi eko-sistemimiz için sürdürülebilir değildir.
Evet belki cisimsel olarak varsındır ama düşünsel olarak çoktan başka çekim güçlerinin etkisi altında kalıp onların etrafında dönmeye başlamışsındır.
Danimarkalı varoluşçu filozof Soren Kierkegaard’a göre var olmak; birey olmak, çabalamak, seçenekleri değerlendirmek ve seçim yapmak, karar almak anlamlarına gelir. O halde kendinin farkında olan kişi kararlar alabilen, seçimlerini yapabilen ve tüm bunları gerçekleştirebilmek için çabalayabilen bir birey olmalıdır. Tüm bunları yaparken de diğerlerini yani tıpkı dünya gibi güneşin etrafında da dönmeyi de unutmamalıdır. Bir başkası için değil, bir başkasıyla uyum içinde farkındalığını artırmalı ve böylece yaşam döngüsünü tamamlamalıdır.
“Kendisini açıklayamayan ve farkında olamayan kişi sevemez. Sevemeyen kişi de dünyanın en mutsuz insanıdır.”
MUTLULUK
mutluluk,
nedir mutluluk? sevmek mi yoksa sevilmek mi ?
mutluluk insanın kendini bilmesidir. kendini bilirse neyle mutlu olucağınıda bilir.
bu yüzden kendinizi bilirseniz mutlu olmayıda bilirsiniz...
"Beden dinlenirken beyin daha iyi çalışır." derler belki de bu yüzden yatmadan önce "Keşke böyle yapsaydım!" diyoruz.
Hayatım boyunca, herkesin içinde ağlayabilen bir kadın olamadım.
Şu kolu kopsa “yok bir şey” diyen tiplerdenim. Neden ve nasıl bilmiyorum. Belki utandım birilerinin beni eksik, güçsüz bilmesinden. Belki korktum. Herkesin kendini savunma şekli ayrıydı, bazıları ağlardı, bazıları bağırırdı, bazıları kaçardı, bazıları susardı, bazıları kaldırıp vururdu yumruğunu, bazıları dişini sıkar içinden sabır dilerdi, ben gülümserdim.
Bir gece önce uykusundan ağlayarak uyanıp, saatlerce tavana bakmamış gibi gülümseyebilirdim. Sürekli uçurumdan düşüyormuş hissine kapılmıyormuş gibi gülümseyebilirdim. Sanki şu çeyrek asırlık ömrümü, cehenneme döndürmemişler gibi gülümseyebilirdim. Herkesin kırgınlıklarını, acılarını, kaybettiklerini anlatıp kadeh tokuştuğu ortamlarda ben yalnızca gülümseyerek kadehini kaldıran olurdum.
Hayatım boyunca, hiç sancısını birilerine belli eden kadınlardan olamadım.
Yalnız kaldığında duvarları yumruklayan, saçlarını kesen, kan çanağı gözlerle aynaya bakanlardan oldum. Kapısını tüm insanları dışarıda bırakacak şekilde kapadığına emin olduğu an kendini feryat figan yerlere vuranlardan oldum.
Hayatım boyunca hiçbir zaman yarasını birilerine gösteren kadınlardan olamadım.
Aksine hep onları gizleyebilmek için çırpındım durdum.
Hayatım boyunca sevgisini belli edebilen kadınlardan da olamadım. Birini sevmek, silahlarını yere bırakıp ellerini havaya kaldırmaktır. Beni istediğin gibi öldürebilirsin demektir. Birini sevmek, benzin dolu bidonu kafandan aşağı döküp karşındakine kibrit uzatmaktır. Hatta ikimiz de ölümlüyüz ama benim için senin hayatın daha önemli falandır. Bunları açık açık söyleyemedim. Her tartışmada gidecek diye ödüm koptu ama “gitme” diyebilenlerden olamadım.
Bunu yalnızca kendini kaya gibi sertleştirmek zorunda kalanlarınız anlayacak.
Çocukluğundan pek iyi bahsedemeyenleriniz, inandığı, güvendiği herkesi bir yanık acısı gibi hatırlayanlarınız, inandığı ve güvendiği herkesin yarasını taşıyanlarlarınız anlayacak...
Düşmek ile düşürülmek arasındaki farkı yaşayarak tecrübe edenleriniz, ağlamamak için gülümseyenlerden
olanlarınız anlayacak.