𝐈 𝐂𝐀𝐍𝐓 𝐋𝐎𝐕𝐄 𝐘𝐎𝐔 𝐀𝐍𝐘𝐌𝐎𝐑𝐄 .
𝐒/𝐍:: your boyfriend Martin is a jerk and a manipulator but his friend swoops in after seeing the drama.
𝐀/𝐍:: this is extremely short ! but I had to try something different lmk what you guys want next !!
seen from Myanmar (Burma)

seen from Russia
seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Indonesia
seen from Sweden
seen from United States

seen from Maldives
seen from China

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Lithuania

seen from United States
seen from South Korea
seen from South Korea
seen from South Korea
seen from South Korea

seen from Maldives

seen from United Kingdom
𝐈 𝐂𝐀𝐍𝐓 𝐋𝐎𝐕𝐄 𝐘𝐎𝐔 𝐀𝐍𝐘𝐌𝐎𝐑𝐄 .
𝐒/𝐍:: your boyfriend Martin is a jerk and a manipulator but his friend swoops in after seeing the drama.
𝐀/𝐍:: this is extremely short ! but I had to try something different lmk what you guys want next !!
Narsistik kişilik bozukluğu olan bir insanın sevebilme potansiyeli yoktur. Sadece "-mış gibi" yapar. İlk başta sahte sevgi gösterileri ile oyununu oynar. Sonra partnerinin bağlandığını anlayınca gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Genellikle kötü davranır, ancak partnerini tutabilmek için arada sırada ilgi kırıntıları verir. Partneri ise onun ilk başta görmüş olduğu sahte kişiliği gerçek sandığı için "bir gün eskisi gibi olacak" düşüncesiyle bütün kötülüklere katlanmaya başlar.
Eğer böyle bir şeyin içindeysen yaşadığın şey aşk değil, bağımlılıktır.
𝓐𝓽𝓲𝓵𝓵𝓪 ✍🏻
cleaning
I've decided to remove old likes and reblogs from accounts I no longer wish to support or be connected to. It'll take a while, but I want my blog to reflect where I stand now.
Sevilen objeye bağlılığın etkisi özsaygı duygusunu azaltmaktadır; seven insan mütevazıdır. Seven insan deyim yerindeyse narsisizminin bir bölümünü kaybetmiştir ve bunun yerini ancak sevilme duygusu ile doldurabilir. - Sigmund Freud, Narsizm Üzerine, Tutku Yayınevi, Ankara 2019, s. 54. The effect of attachment to a loved object reduces self-esteem emotion. The person loving is humble. So to speak the person loving have lost a part of his narcissism and only the feeling of being loved can fill that void. - Sigmund Freud, Narsizm Üzerine, Tutku Yayınevi, Ankara 2019, s. 54.
İnsanları kırıp döküp tarumar ettikten sonra bunu onlara izah ederken bu durumdan rahatsız olup kırıldım diyen insanlar o kadar fazla ki. Bakın bu narsistlik alametidir. Allah'tan korkun!
Kendi cehennemini başkalarına yansıtma eğilimi, insanın özünde var olan zayıflıklardan kaynaklanır.
Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde, temel güven duygusu başta olmak üzere, görülmek, onaylanmak, sevilmek, kabul edilmek gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması sonucu, bireyin duyduğu yoğun anksiyete karşısında geliştirdiği disfonksiyonel savunma mekanizmaları, kişi hem kendine hem de çevresine zarar verir. Haset, haklı olma, alacaklı olma duygularının bireyin zihnini ele geçirmesi, ebedi bir tatminsizliği beraberinde getirir ve kişi, ne kendisinin ne de çevresinin huzurlu hissetmesine izin vermez.
Temel güven duygusunun eksikliği, kişinin ego oluşturmasını engeller ve eleştiriye karşı aşırı duyarlı, kibirli tutumlar sergilemesine neden olur. Egonun işlevleri arasında duyguları, dürtüleri, güdüleri kontrol ve regüle etmek ve bireyin gerçeklik algısını dış dünyadaki gerçeklikle uyumlu hale getirmek yer alır. Özetlemek gerekirse, ego, benliğin bütünlüğünü sağlayan kritik bir unsurdur. Bu süreç, genellikle anneden ego işlevlerini öğrenmekle mümkün olur ve sonucunda birey, yetişkin olarak öz yeterliliğe ulaşır.
Narsisizm, bir bakıma, bireyin yeterli güveni alamadığı için annesinden ayrılmak için gereken cesareti bulamaması olarak tanımlanabilir. Birey ya annesine aşırı bağımlıdır ya da anne, bireyin kendisine bağımlı kalacağı şekilde konumlanır ve bu durum, bireyin çocuksu bir narsisizme sürüklenmesine neden olur. Narsistlerin benlikleri parçalanmıştır, bütünlükten yoksundur ve bu nedenle tutarsız davranışlar sergileyebilirler.
Dışarıdan gelecek onaya olan aşırı bağımlılıkları, karar alma süreçlerini şekillendirir ve dışsal bir onay mekanizması olmadığında adeta çuval gibi çökerler. İçsel motivasyonun eksikliği, çocukluk döneminde karşılanmamış olan sevme, onaylama, görülme, kabul edilme, anlaşılma ihtiyaçlarından kaynaklanır. Ne yazık ki narsist bireyler, çocukluk dönemlerinde ebeveynleri tarafından karşılanmamış bu ihtiyaçları, yetişkinlikte ailelerinden veya çevrelerinden karşılamaya devam etmeye çalışır. Bu durum, bir nevi çocuk olarak kalmaya devam etmek olarak değerlendirilebilir.
Narsistik sahte benlik, dışarıya gösterilmeye çalışılan ve her sabah yeniden yaratılan bir maskeden ibarettir. Narsist kişinin duygusal ilişkilerde sergilediği maske ile, diğer sosyal çevrelerine sergilediği maske birbirinden farklıdır. Sürekliliği ve tutarlılığı olmayan, tekinsiz bir yapıdır.
Çocukluğunda narsistik, psikopatik ya da borderline gibi, kendileri kadar başkalarına da zarar verebilecek kişiler tarafından yetiştirilen, ihmal, işgal ve şiddete maruz bırakılan bireyler, bu tür davranış kalıplarına sahip insanlara duygusal olarak çekilirler.
Narsist kişilere tanı konulabilmesi için, önce kendilerinde bir problem olduğunu kabul etmeleri gerekir ki bu cüret gerektirir.
Patolojik savunma mekanizmaları, özellikle inkar ve yansıtma ile, kendini duygusal ilişkilerde savunan birey, anksiyetesini, öfkesini, hasedini, utancını ve diğer bazı duygularını dönüştürüp, partnerinin üzerine yükleyebilir. Başa çıkamadığı bu duyguları, sanki yanıcı bir ateş topuymuş gibi, partnerinin kucağına atabilir.
Örneğin, değersizlik, yetersizlik, sevilmeye değer olmama duyguları ile belirlenen patolojik bir narsist, duygusal bir ilişki sırasında, bu duyguları kabul etmek yerine, duygusal partnerinin aslında bunları hissettiğini düşünmesi, yani yansıtması olası bir durumdur. Kendisini kullanılan, mağdur olarak konumlandırır ve bunu çevresine yansıtarak gösterir. Değersizlik hissini, diğer insanlarla sohbet ederken, karşı taraftakine benzer hisleri aşılayacak şekilde iletişim kurar. Bu süreç, bilinçli ya da bilinçsiz olarak gerçekleşebilir.
"Ya biliyor musun, sen şu arkadaşınla çok iyisin ama o seni kullanıyor." "Abin senin arkandan konuşuyor." "Baban, sana karşı sorumluluklarını hiçbirini yerine getirmiyor bence farkına varmalısın."
Bu savunma mekanizması, yansıtmalı özdeşim olarak adlandırılır. Karşı taraftaki birey, özellikle benlik saygısı, dikkati veya özgüveni düşük bir dönemdeyse, bunun farkında olmayabilir ve fark etmesi daha da zorlaşır. Yansıtmalı özdeşim yapan kişi, karşısındakiyle en yakın olduğu anlarda bunu yaparak, davranışlarının altındaki ana motivasyonu "seni sadece ben seviyorum, sakın bir yere gitme" şeklinde güçlendirir.
Narsistik ilişkilerde, narsist başlangıçta kafasındaki ideal ve iyi annenin rolünü üstlenir ve belirli bir süre sonra rollerin değişmesini bekler. Partnerinin anne, kendisinin ise çocuk olmasını ister. Narsist kişi, partnerinin hiçbir yere gitmemesini arzular ve sürekli olarak partnerinden ayrılmaya yönelik bir eğilim gösterir. Yoğun aşk bombardımanı ardından gelen değersizleştirme, aslında narsist kişinin ayrılamadığı için kendini değersiz ve yetersiz hissetmesinden kaynaklanır ve bu hisleri sonunda partnerine yansıtır. Bu aşamadan sonraki aşama ise tahliyedir yani başkasına geçmektir. Her insanda bu tahliye işlemi farklı olabilir.
Unutulmamalıdır ki, yukarıda bahsedilen her şey bir spektrum üzerindedir. Her psikolojik durum kendine özgüdür ve toplumun büyük bir kısmı için geçerli olsa da, nöroçeşitlilik kavramı bazı bireyler için daha fazla anlam ifade eder. Narsistik savunmalar, kapitalist sistem tarafından aktif olarak gündeme getirilmekte ve bu propaganda, bireyler üzerinde ciddi etkiler yaratabilmektedir. Narsistik istismar mağdurları, narsist bireylerden gelen toksik geri bildirimler ve baskıyla travmatize olabilirler ve hayatları boyunca neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair bir anlayış geliştiremeyebilirler. Narsisizm, çevresini hasta eder ve çevresindeki bireylerin ciddi benlik krizleri yaşamasına neden olabilir. Çekingen ve bağımlı kişilik özelliklerine sahip insanlar, "anne şefkatiyle" her şeyi kendi adlarına çözeceğini vaat eden narsistlere çekilebilir; ancak bu ilişkiye adım attıklarında, benlik saygıları daha da zedelenebilir.
Hastalanmadan iyileşmek imkansızdır. Gerçeklik acıysa acı çekmek gereklidir. Acıdan hayat boyu kaçarsanız o acı hiçbir zaman dinmez. Gerçekliği olduğu gibi kabul etmemek bir çırpınıştır. İnsan kendini olduğu gibi kabul etmeden değişemez. Değişmeyen insan yerinde sayar ve değişmek ancak gerçeğin kabulü ile mümkün olabilir.
psikanalizim buluşmaları,narsisizm*