Kilise ve toplum öyle kabul etsin ya da etmesin aşkla kutsanmamış doğal olmayan bütün birliktelikler fahihşeliktir. - Emma GOLDMAN
TVSTRANGERTHINGS
Stranger Things

tannertan36
almost home
occasionally subtle

PR's Tumblrdome
NASA
Cosimo Galluzzi
Monterey Bay Aquarium
AnasAbdin

if i look back, i am lost
we're not kids anymore.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

Love Begins
Three Goblin Art
styofa doing anything
ojovivo

izzy's playlists!
Peter Solarz

#extradirty

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Honduras
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Brazil
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from France
seen from United States

seen from United States
@fathomless-acedemia
Kilise ve toplum öyle kabul etsin ya da etmesin aşkla kutsanmamış doğal olmayan bütün birliktelikler fahihşeliktir. - Emma GOLDMAN
Bu kuru söz kalabalığı, sana dokunamadığım için. Seni kollarıma alıp uyuyabilseydim, bunca mürekkep şişede de durabilirdi. - D.H. Lawrence / Lady Chatterley'in Sevgilisi
... yazının başlıca ifade vasıtası olan "teşbih" hakikatte bir tahrif ve tağlit vasıtasından başka bir şey değildir.
- Ahmet Hâşim, Frankfurt Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları, 10. Baskı, İstanbul 2023, s. 17.
Ahmet Hâşim'e "Kadın nedir?" diye sorulduğunda: "Kadın, o da bir nuhbe-i tesellidir (seçkin bir tesellidir)." ---------------
When it is asked to Ahmet Hâşim "What is women?": "Woman is an outstanding consolation." - Ahmet Hâşim, Bütün Şiirleri, 4. Baskı, (Haz.: Necati Tonga), Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2025, s. 233.
Terapistim bana "Kaos içinde büyümüş biri için huzur, can sıkıntısı gibi görünür." dedi, bu sözü bir türlü aklımdan atamıyorum.
Filhakika yollarda rastlanan insanların çoğu acayiptir. Bunlar daima olduklarından başka türlü görünmek isterler. Her biri sanki şuuraltındaki tipin hüviyetine bürünür. Milyonerler müflistir, müflisler milyoner; rahibeler fahişe görünür, fahişeler rahibe. Hiçbirisi söylediği veya görünmek istediği şey değildir. Bununla beraber hepsi nihayet olmak istedikleri şeylerdir. Kendi hayal ve fantezilerinin mahsul ve müstahsilleridir. - Fuad Gedik, Amerika, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul 1948, s. 23.
Yabancı memleketlerde seyahat eden adam, üzerinde aynı öneme sahip şu üç şey taşır: Canı, kesesi ve pasaportu. Bunlar birbirinin önüne asla geçmez. Herhangi bir sıra takip etmeksizin bu üç kelimeyi kâğıt üzerinde yanyana getirmek mümkün olmadığından sırf kalemin tesadüfüne uyarak önce "can" yazmış bulundum. Yoksa mantık ve hakikat zerre kadar bozulmadan, pek âlâ "kese" veyahut "pasaport" kelimeleri başa getirilebilirdi. - Ahmet Haşim, Bize Göre ve Bir Seyahatin Notları, Alkım Yayınevi, İstanbul 2006, ss. 111-112.
Ali Suavi'ye göre: "Parlamento, düşük seviyeli insanlara verilen gereksiz bir ödündür." - Şerif Mardin, "Tanzimat ve Aydınlar", Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, Cilt: I, İstanbul, 1985, s. 50.
Bu kuru söz kalabalığı, sana dokunamadığım için. Seni kollarıma alıp uyuyabilseydim, bunca mürekkep şişede de durabilirdi. - D.H. Lawrence / Lady Chatterley'in Sevgilisi
Sinema tarihinin en etkileyici şeytan görüntülerinden biri... Bir Mel Gibson yapımı olan The Passion of the Christ filmi, etkileyici şeytan sahneleriyle dikkat çekmektedir. Gibson filmde geçen şeytan sahneleri için: "Şeytan boynuz ve dumanla değil, cazibesiyle kötüdür. Kötülük her zaman kendini güzel bir şeyin içinde gizler. Anne ve çocuk kadar güzel ne olabilir? Şeytan ise bunu çarpıtır. Doğal olanın yerine, androjeni andıran bir figür, kucağında 40 yaşında bir 'bebek' taşır."
Ay doğdu da şafak atmada sandım, Meğer yârin düğmeleri çözülmüş. - Karacaoğlan
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı'ya yakarır, keşke güneş olsaydım, diye. “Ol” der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. “Ol” der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur. Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da “Ol” der Tanrı. Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Oradan eser buradan eser, kaya bana mısın demez! Bildiniz ! […] Tanrı kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı… Sırtında bir acı ile uyanır… Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır... - Nietzsche
Bugün (16 Kasım 2025) Kuzey Ankara'daki Külliye'de bir kafede oturup L.N. Tolstoy'un Muhammed'in Kur'an'a Girmemiş Hadisleri (kitabın bugün basılan ismiyle Hz. Muhammed) eserini okurken karşıma çıkan bir hadis aklıma doğrudan F. Nietzsche'nin bu meşhur pasajını getirdi. (Belki bazılarınıza F. Nietzsche'nin yanı sıra A.M. Celal Şengör'ün depremlerle ilgili yapmış olduğu bir konuşmasını da hatırlatabilir.) Bir keresinde nerede olduğunu hatırlamadığım bir sohbet meclisinde yine kim olduğunu hatırlamadığım birisi ortaya "Yeterince okuma yaptığında anlıyorsun ki Nietzsche de Mevlana da aynı şeyi söylüyor." şeklinde bir ifade ileri sürmüştü. Bu cümleye o zamanlar katılmıştım, şimdi ise doğru olduğuna kaniyim. Öte yandan, bazıları da bu paragrafı okurken akıllarının bir yanıyla da "Tolstoy ile Hz. Muhammed ne alaka?" diye düşünebilir. Hatta Tolstoy ile Hindistan'da bir kitabı basılmış olan Abdullah el-Sühreverdi arasında ne gibi bir bağlantının olduğunu düşünmek dahi çoğu kişiyi zorlayabilir. Neyse, konumuz şu anda bu değil. El'an konumuz Nietzsche ile Tirmizî'de zikredilen bir hadisin şaşırtıcı bir biçimde benzerlik taşımasıyla ilgili... Zannederim, en iyisi daha fazla merak uıyandırmadan söz konusu hadisi paylaşıp, iki metnin arasındaki analojinin boyutlarını okuyanların tahayyüllerine bırakmak olacak.
... Allah arzı yarattığı zaman, arz sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece arz istikrarını buldu. Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz, dediler, dağlardan daha şiddetli bir mahlûk yarattın mı?" "Evet, buyurdu. Demiri yarattım." "Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teâlâ: "Evet, dedi, ateşi yarattım!" "Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet, dedi, suyu yarattım." "Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak teâlâ tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgârı yarattım." "Rüzgârdan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet, insanoğlunu yarattım." dedi ve devam etti: "Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)." - L.N. Tolstoy, Hz. Muhammed, (Rusçadan Azericeye çev. Telman Hurşidoğlu Aliyev & Vakıf Tehmezoğlu Halilov ve Azericeden Türkçeye çev. Arif Arslan), Karakutu Yayınları, İstanbul 2005, s. 27.
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı'ya yakarır, keşke güneş olsaydım, diye. “Ol” der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. “Ol” der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur. Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da “Ol” der Tanrı. Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Oradan eser buradan eser, kaya bana mısın demez! Bildiniz ! […] Tanrı kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı… Sırtında bir acı ile uyanır… Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır... - Nietzsche
"Sırları paylaşmak bir işe yaramaz. Aramızda bir yakınlık kurulması için acı çekmiş olduğunuzu bilmem yeterlidir." - Pierre Loti, Aziyade, Oğlak Yayınları, İstanbul 2003, s. 22.
Filhakika yollarda rastlanan insanların çoğu acayiptir. Bunlar daima olduklarından başka türlü görünmek isterler. Her biri sanki şuuraltındaki tipin hüviyetine bürünür. Milyonerler müflistir, müflisler milyoner; rahibeler fahişe görünür, fahişeler rahibe. Hiçbirisi söylediği veya görünmek istediği şey değildir. Bununla beraber hepsi nihayet olmak istedikleri şeylerdir. Kendi hayal ve fantezilerinin mahsul ve müstahsilleridir. - Fuad Gedik, Amerika, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul 1948, s. 23.
"Sohbet anlığı (zihni) zenginleştirir, ama dehanın okulu inzivadır."
-- Albert Hourani, Batı Düşüncesinde İslâm, Babil Yayınları, İstanbul 2001, s. 27.
İngiliz muharriri Whistler'e göre, deha, bir yalnızlık âbidesidir.
- According to English author Whistler, genuis is a monument of solitude.
Doğru insan yoktur. Sizin için doğru olmayı seçen insan vardır.
"Sohbet anlığı (zihni) zenginleştirir, ama dehanın okulu inzivadır."
-- Albert Hourani, Batı Düşüncesinde İslâm, Babil Yayınları, İstanbul 2001, s. 27.