seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from Russia
seen from Russia
seen from Germany
seen from Canada

seen from United States

seen from Canada

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from Australia

seen from Germany
seen from Australia

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from China
Zihnimin Yükünü Demire Yükledim
Sabahın ilk ışıkları perdenin arasından gözlerime sızarken zihnimde iki farklı dünya çarpışıyor: Biri masamda bekleyen, altı çizilmiş satırlarla dolu ders notlarım; diğeri ise babamın ilkokula başlarken aldığı siyah çantamda sabırsızca bekleyen suluk ve havlum. Bir öğretmen adayı olarak kelimelerin gücüne ne kadar inanıyorsam, o sert demir barın avucumda bıraktığı nasırlı sertliğe de o kadar güveniyorum. Çoğu kişi için spor, aynanın karşısında gerile gerile narsist benliğin ego tatminini yapmaktan ibaret görünebilir. Ama benim için bu süreç, bir metindeki o en saf, en özgün arayışın fiziksel bir izdüşümü.
Üniversite kampüsünün bazen boğucu olabilen, herkesin birbirine benzediği sıkıcı havasından çıkıp salonun kapısından içeri girdiğim an, zamanın akışı değişiyor. Tüm gün derste o rahatsız edici sıraların getirdiği omuz ağrısını, barın altındaki o tatlı yanma hissiyle takas ediyorum. Squat yaparken barı sırtlandığımda hissettiğim o baskı, omuzlarımdaki tonlarca yükün somutlaşmış hali. O barı yukarı her itişimde, hayata karşı olan direncimi de esnetiyorum. Bu sadece bir spor değil, bir nedensellik ilişkisi: Emek veriyorum, acı çekiyorum ve karşılığında zihinsel bir berraklık satın alıyorum. Bu sporda kaslarına ne kadar acı çektirirsen o kadar gelişirsin. Peki aynı durum zihin için de geçerliyse? Yarın bir gün sınıfın kapısından içeri girip öğrencilerimin karşısına geçtiğimde, onlara sadece fiilimsileri ya da cümlenin ögelerini anlatmayacağımı biliyorum. Onlara, zihnin de tıpkı kaslar gibi dirençle karşılaştığında büyüdüğünü anlatmak istiyorum. Vygotsky’nin zihinsel gelişim için işaret ettiği o 'zorlayıcı alan', benim için spor salonunda barın altındaki o son tekrarda somutlaşıyor. Bir metni çözümlerken zorlandıklarında, kalemleri ellerinden bırakmak istediklerinde onlara o barın altındaki titremeyi hatırlatacağım
Peki, neden bu yorgunluğun içine bile isteye atlıyorum? Çünkü öğrencilik hayatı çoğu zaman başkalarının belirlediği programların içinde akıp gidiyor. Sınav saatleri, sunum konuları, ders programları, geçim kaygısı... Hepsi önceden çizilmiş sınırlar. Fakat bacaların olmadığı yerlerde ormanın içinde zıplaya zıplaya yön bulmaya çalıştığımda, kontrolün tek sahibi benim. Ne kadar koşacağıma, hangi sınırımı aşacağıma sadece ben karar veriyorum. Bu özerklik hissi, beni hem bedenen güçlendiriyor hem de bir öğretmen adayının sınıfa girdiğinde ihtiyaç duyacağı o özgüveni ve sabrı da ilmek ilmek işliyor. Betimlemek gerekirse; o son tekrardaki titreme, o kalan son 10 metre, aslında pes etmemeyi öğrenen bir ruhun dışa vurumu.
Cebimdeki son parayla "tavuk-pilav" dengesi kurmaya çalışırken veya gece geç saatte odaya dönüp yarınki derse hazırlanırken bazen yorulduğumu hissediyorum. Şimdi birileri çıkıp diyecek ki ''Ne yaptın da yoruldun, taş mı taşıdın?''. Buna cevap olarak gündüz 12 saat yevmiyeli işte çalışıp gecesine salona gittiğim zamanları örnek gösterebilirim. Ama sonra aynadaki o yorgun ama kararlı bakışla karşılaşıyorum. Fitness bana sadece vücudumu güçlendirmeyi değil, kısıtlı imkânlarla en nitelikli sonucu almayı öğretti. Mutfakta geçen o kısıtlı zamanım bir sınava, bütçe planlamam ise bir taktik oyununa dönüştü. Bilgiyle yorumu harmanlamak tam da burada devreye giriyor; kas sadece bir sonuç, asıl kazanım o disiplinli süreçte gizli.
Siz de hissetmiyor musunuz? Hepimiz bir şeylerin yükünü taşımıyor muyuz aslında? Kimimiz bir hayal kırıklığını, kimimiz bitmek bilmeyen çileleri, kimimiz ise sadece "anlaşılma" arzusunu omuzlarında taşıyor. Ben kendi yüklerimi demire döktüm. Çünkü o demiri her kaldırışımda, hayatın karşıma çıkaracağı hiçbir engelin beni ezemeyeceğini biliyorum.
Sahi, siz bugün kendi ağırlıklarınızla yüzleşecek cesareti bulabildiniz mi, yoksa onları bilinçaltınızın tozlu raflarında mı unuttunuz?
Sobre o meu trabalho com a psicoterapia
Como são as sessões e modalidade? Atendo apenas online pela ferramenta Google Meet, Zoom ou por chamada de vídeo no WhatsApp. Duração de 50 min. A primeira sessão é um acolhimento para nos conhecermos e para que eu possa entender o que motivou a procura do serviço, queixa principal, sintomas, demandas, bem como as expectativas relativas ao processo. Não espere, entretanto, um discurso de produtividade ou positividade vazia da minha parte, muito menos um processo de simples "adaptação" com respostas prontas sem que haja reflexão e engajamento da sua parte. Trata-se de um trabalho conjunto.
Abordagem de trabalho e formação? Minha abordagem é a PHC (Psicologia Histórico-Cultural); fiz um curso na área clínica no NPHC — Núcleo de Psicologia Histórico Cultural do Ceará; tenho experiência de estágio com atendimentos clínicos e na área social, com a escuta de idosos e o fortalecimento de mulheres em situação de violência; participei do curso de extensão Fundamentos da Psicologia Vigotskiana das Emoções do Grupo Verchína — Fundamentos da Psicologia Vigotskiana. Desde de 2020 tenho aprofundado meus estudos nessa abordagem e atualmente estou fazendo uma especialização em clínica histórico-cultural também pelo NPHC.
Como funciona a PHC? Compreende o comportamento e a personalidade do ser humano como produto da intersecção entre os aspectos culturais e biológicos. Como seres sociais, estamos sempre aprendendo e desaprendendo novas formas de lidar com a realidade e nossas questões, uma vez que ela são, também, produzidas a partir de contextos e cenários específicos de vida, bem como a partir das relações de trocas que estabelecemos com o mundo, podendo potencializar ou não o sofrimento. Desse modo, a PHC pode propor reflexões, estratégias e intervenções que visam o fortalecimento e transformação do sujeito.
Qual Público? Atendo todo mundo que se reconheça como mulher (da adolescência à velhice).
Formas de pagamento? A transferência por Pix deve ser feita ANTES das sessões; também, ao solicitar o atendimento convencional, há a possibilidade de optar por um pacote de 4 sessões (+ informações no Contrato Terapêutico). Demais dúvidas e acesso ao Contrato, mande mensagem!
Siga-me no Instagram: psi.joycessoares
Também para contato: [email protected]
Caso você também esteja visitando este perfil sem uma conta no Tumblr, disponibilizo o seguinte formulário para solicitação de atendimento: formulário atendimento psicológico online
Psicóloga Joyce Severo Soares | CRP 07/40411
Atendimento online para todo Brasil 🌍
Fall in love with a guy who is smart. Fall in love with a guy who loves kids. Fall in love with a professor. Fall in love with a European. Fall in love with a psychologist. Fall in love with a Russian. Fall in love with Lev Vygotsky.
Hoy vengo a decir que TE ODIO VYGOTSKY, HACE 4 AÑOS ME VIENEN EXPLICANDOTE Y YO TODAVIA NO TE ENTIENDO! AYUDAAA
In the argument between causal psychology and teleological psychology, in the argument between deterministic and nondeterministic conceptions of feelings, in the confrontation between spiritualistic and materialistic hypotheses, Spinoza must be placed on the side of those who defend the scientific conception of human feelings against the metaphysical. […] Thus, the crisis of contemporary psychology of emotions, having disintegrated into two irreconcilable parts that fight each other, demonstrates for us the historical fate not of Spinozist but of Cartesian philosophical thought.
Lev Vygotsky developing a materialist psychology based on Spinoza, from “The Teaching about Emotions”, 1932.
This semester was just...
I've read a lot about Piaget, Bruner, Freud, Erickson and Idk who else, but this man... All of my "child development" knowledge is being infected bc of him and social interaction in the early development