İmam Malik b. Enes (rahimehullah) şöyle demiştir;
Bir kimse İbrahim en-Nehai’nin sözünü Ömer b. Hattab’ın sözüne tercih ederse, bundan dolayı tevbe etmesi gerekir. Peki ya İbrahim en-Nehai ve benzerlerinin sözünü, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sözüne tercih ederse, ne demeli?
İnsanların sözü hem alınır hem de reddedilir. Ancak şu kabrin sahibinin (Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem) sözü başka.. O reddedilmez.
Yine İmam Malik şöyle demiştir;
Eğer elimde imkân olsaydı, Kur´an-ı Kerim'i kısa aklıyla, kendi görüşüne göre tefsir edenin boynunu vururdum.
Dipnot: Burada kast edilen, dayanağı bir ayet veya hadis olmaksızın kişinin konuşması. Yani adının önünde Şeyhulislam'da olsa, falanca büyük mezhep alimi de olsa; kıyasa dayalı bir fikir yürütme süreci de olsa, kendi duygu ve tecrübelerine dayalı da olsa aksi ayet ve hadis varsa o görüşün terkedilmesi, kişinin bu şekilde görüş söylemesinden ve kişilerin bu görüşlere tabi olmasından sakındırılması.
Bu ayrı bir şeydir; bir alimin ayet ve hadisi sahabe, tabiin ve etbaut tabiin denilen dönemdeki insanların bakış açısıyla değerlendirip fetva vermesi başka bir şeydir. Maalesef bugün iki kesim var, birisi sadece ilk yazdığımı alıp, ayet ve hadis mealciliği yaparak kendince birşeyler konuşuyor ve karşısına bak falanca alim o ayet ve hadisi bu şekilde açıklamamış denildiğinde alimi ve bu muhalefeti yapanı tekfir ediyor. Diğer kesim ise taassub (partizanlık/tutuculuk) yaparak, ayet ve hadis apaçık bambaşka bir şey söylemesine rağmen, benim hocam benim şeyhim benim mürşidim yanlış mı konuşuyor diyerek kulağını hakka hakikate kapatıyor.














