Pyrrhuloxia aka Desert Cardinal (Cardinalis sinuatus), male, family Cardinalidae, order Passeriformes, Edinburgh, TX, USA
Photograph by Dennis Moncla
seen from United States
seen from Uzbekistan
seen from Yemen
seen from Türkiye
seen from Austria
seen from United Kingdom
seen from Singapore

seen from United States
seen from Uzbekistan
seen from United States
seen from Uzbekistan

seen from China

seen from Germany
seen from China
seen from Canada
seen from Canada
seen from Japan
seen from China
seen from China

seen from United Kingdom
Pyrrhuloxia aka Desert Cardinal (Cardinalis sinuatus), male, family Cardinalidae, order Passeriformes, Edinburgh, TX, USA
Photograph by Dennis Moncla
Beraber çok ya sabır cekmisligimiz var
İftar sonrası yürüyüş
#köydebirakşam
Lisân-ı Arabî de ورد (verd) gül mânasında olup, bu kelime ''su bulmayı istemek, suyu bulmak için araştırmak'' demektir.
Gül, diğer çiçeklere nazaran suya en çok ihtiyaç duyan ve muhtaç olandır. Bu sebeple, gülü solmadan sulamaya çok dikkat ve gayret göstermek gerekir.
Aynı kökten gelen ورد (vird) ise ''zikir'' demek olup, ölmemesi için kalbi dâima onunla sulamak demektir.
Genç Olsaydım - Bedri Gencer
Genç olsaydım öncelikle hayırlısıyla çok daha erken bir yaşta, meselâ Efendimizin (ﷺ) evlendiği 25 yaşında evlenerek dinimi tamamlamaya, ergenlik çağından itibaren sakal bırakarak sünnet-i seniyyeye uygun bir hayat sürmeye, namazlarımı hiç aksatmadan olabildiğince cemaatle ve sarıkla kılmaya, "disiplin olmadan ilham olmaz" şeklinde tercüme edebileceğimiz "virdi olmayanın vâridi olmaz" düsturunca belli virdlerle zikirde devama, özellikle ilim yolcusu gençliği batıran gıybet ve harama nazardan olabildiğince kaçınmaya, televizyon, internet, cep telefonu gibi mâlâyani medyadan olabildiğince uzak durarak bir saniyemi bile boşa geçirmemeye, ilmin temel şartı olan hafızlığı daha erken bir yaşta bitirmeye, mümkünse Arapça ve İngilizce konuşulan iyi bir ülkede asgarî birer sene kalarak Arapça ve İngilizceyi hakkıyla öğrenmeye, nahiv, hadis ve fıkıh gibi âlet ve din ilimlerinden temel Arapça metinleri ezberlemeye, şer'î icazetle tamamlanan klasik bir tahsille âlim formasyonu kazanmaya, ilmin gelişmesi, İslâm'ın yücelmesi için hayatım boyunca "ilimde iddia, amelde tevazu" dengesini kollamaya, "İs yanına var is koksun, mis yanına var mis koksun" düsturunca mümkün olduğunca hayatta olan sâlih insanlarla birlikte olmaya, bütün bunları hakkıyla gerçekleştirebilmek için Nakşibendîliğin temsil ettiği Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat ruhuna sadık sağlam bir Müslüman cemaat içinde yer almaya dikkat ederdim.
Zikirden uzak kimse padişahın kapısında bekleyen bekçi gibidir. Sarayın kapısında bekler ama padişahı görmekle şereflenmez. Burada padişahtan murat mürşiddir. Mürşidin zikir telkinine uymayan mürid, pirinin muhabbetini celbetmez, onun gönlünden uzak düşer. Mürşidin gönlüne girmekten gaye ise mârifetullaha ulaşmaktır.
| Sırlar Denizi - Molla Câmî (rah.a)
Allah Resulü (a.s.m.) sabır isteyeni neden uyardı?
Rockstar filminin üzerine kurulu olduğu bir sahne vardı. Hatırımda kaldığı kadarıyla nakledeceğim: Ranbir Kapoor, müzikte kariyer yapmak isteyen, fakat yeterince yetenekli olmayan bir gençti. Arkadaşına 'unutulmaz besteler' yapabilmeyi dilediğini söylüyordu. Arkadaşı ise dualarına dikkat etmesini tavsiye etti. Çünkü her duanın bir bedeli vardı. Unutulmaz besteler yapanlar ancak unutulmaz acılar yaşamışlar olabilirdi. Nasihate aldırmadı. Film de zaten aldırmadığı nasihati yaşayarak ders almasıyla şekillendi.
Tirmizî'nin Daavat bölümünde geçen kısa bir hadis var. Bu sahne hatırıma gelince bazen o hadis-i şerif de hatırıma geliyor. Muaz b. Cebel radyallahu anhın rivayet ettiği bu hadis şöyle: "Peygamber aleyhissalatuvesselam bir adamın: 'Allahım senden sabır isterim' dediğini duydu ve 'Sen Allah’tan bela (sıkıntı) istemiş oldun. Ondan afiyet dile!' buyurdu."
Neden böyle buyurdu? Neden sırf sabır istemenin 'sıkıntı istemek' anlamına geleceğini söyledi? Bence bu sırrın anlaşılmasında yukarıdaki perspektifin faydası var. Sabır ancak bir miktar zorlu tecrübenin ardından veya karşısında gösterilebilecek birşey. Bu noktadan hareketle afiyetteyken dilenmesi elbette isabetli durmuyor. Zaten Tirmizî şerhlerinde yapılan yorumlar da bu minvalde. Aleyhissalatuvesselamın tavsiyesi afiyetteyken sabır dileyenlere dair.
Yine bir keresinde "Düşmanla karşılaşmayı dilemeyin!" buyuran Allah Resülünün sabır duası konusunda da bu temkini göstermesi tuhaf gelmemeli. Çünkü ‘sabrı’ dilediğiniz zaman ‘gösterilecek durumu’ da dilemiş oluyorsunuz. Adresi belirsiz bir imtihanı/sınanmayı çağrılamış oluyorsunuz. Dualarımız bazı bütünlüklere (beraber yaratılacak şeylere) tekabül ediyorlar. Allah onlara kevnî şeriatı gereği bir tür ‘mukarenet’ vermiş oluyor. Yani sebep ile müsebbep bir ‘yanyanalık’ ile yaratılıyor. Yağmur isteyen bulut da istiyor.
Evet. 'Sabır' ve 'zorluk' iktiran ederler. Yani beraber yaratılırlar. Halbuki kula yakışan aczine bakıp afiyet dilemektir. Afiyetle iktiran edecek şeyler istemektir. Allah'ın, imtihanı kolay kılmaya da, zor kılmaya da gücü yeter. Kolayı seçmek aczle yoğrulmuş insanın şanına daha çok yakışan değil midir? Yine din için 'kolaylıktır' buyuran Aleyhissalatuvesselamın duanın hikmetini yanlış anladığını düşündüğü bir talebesine, ki ümmetinin her ferdi onun aynı zamanda öğrencisidir, durup iktiran dersi vermesi tuhaf gelmiyor. Aksine hikmetli geliyor. Yani sanki buyuruyor: "Dualara iktiran dikkati göstermek gerek. Ne istediğine dikkat et. Çünkü tek başına yaratılmayacak." Allahu’l-a’lem kaydıyla söyleyelim.
Birşeyi dilerken 'hayırlısını' dilemek bu açıdan önemli. Bediüzzaman'ın hayrın külli ve vücudî, şerrinse cüzî ve ademî olduğuna dair yaptığı analiz burada da hikmetle göz kırpıyor. Öyle ya. Dilediğinin bütüne ne kadar uyumlu olduğunu sen bilemezsin. Uyumunu ancak tevhid bütünlüğünün sahibi Vahid ü Ehad bilir. Bu nedenle, lazım görüneni açıklıkla beyan ettikten sonra, kader bütünlüğünde hayır mıdır şer midir sorgulamasında, Allah'ın ilminden yardım istemek en doğrusudur. 'Hayırlısını' dilerken biz de aslında bunu yapıyoruz biraz.
Fakat, bugünlerde farkettiğim, sizinle de paylaşmak istediğim, belki bunun bir ileri aşamasıdır: Bütüne daha vakıf ve bütünün sahibine daha yakın kişilerin dualarını okumanın, hatta vird haline getirmenin faydası ve hikmetidir. Malumunuzdur: Kur'an'da öğretilenlerden ve Aleyhissalatuvesselamın dualarından başlamak üzere İslam mirası biraz da dua mirasıdır. Sahabeden, selef-i salihînden, asfiyadan, evliyadan kalan pahabiçilmez devasa bir miras var.
Bu miras neden var? Biz istemeyi bilmediğimiz için mi? Hayır. Değil. Ya? Bu dualar aynı zamanda güvenlikli dualar. Bütüne sizden daha vakıf ve sahibine sizden daha yakın insanların ettikleri dualar. Bu dualarla yalvardığınız zaman yanlış birşeyi istemiş olma ihtimaliniz yok. Çünkü her ne istenmişse, her nasıl istenmesi gerekiyorsa, o şekilde isteniyor o dualarda. Kur'an'daki dualardan başlayarak aldığımız bir ders bu: 'Bütüne uygun adım dilemeyi' öğreniyoruz.
Bir tür doğru arzulama eğitimi alıyoruz. Nasıl ki şeriat hilkatin bütünlüğüne uygun adım yürümeyi öğretiyor bize, aynen öyle de, böyle mübarek dualar da 'kader bütünlüğüne uygun şeyler dilemeyi' öğretiyor. Elhamdülillah. Yani arkadaşlar dua da bir eğitim aslında. Cevşen, Sekine, Münacaat-ı Veysel Karanî, Sahife-i Seccadiye... hepsi birer eğitim. Zulmetmeden isteme eğitimi...
İşte bu eğitimi alanlar ne/nasıl arzulanır, kimden/nasıl istenir iyi öğreniyorlar. Mürşidim de bu sadedde diyor: "Kur'ân, kendi şakirtlerinin ruhuna öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki, doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini gösteren doksan dokuz âlemlerin zerrâtını, birer tesbih taneleri olarak şakirtlerinin ellerine verir, 'Evradlarınızı bununla okuyunuz' der." Demek duanın sadece istemekle değil terbiyemizle de bir ilişkisi var. Ne diyelim? Cenab-ı Hak kalbimizi/dualarımızı bu sır ile sırlayabilmeyi nasib eylesin. Âmin.