"İnsan, insana olan beklentisini yüksek tutmamalıydı..."

Game Changer & Make Some Noise

oozey mess
KIROKAZE
noise dept.
Keni
YOU ARE THE REASON
No title available

No title available

#extradirty
Monterey Bay Aquarium

shark vs the universe
Lint Roller? I Barely Know Her
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

if i look back, i am lost
Cosimo Galluzzi
The Stonewall Inn
Phantogram Three

izzy's playlists!
Fai_Ryy
almost home
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from United States

seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Thailand
seen from United States
seen from France

seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from Spain
seen from United States
seen from Colombia
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
@mehmedeminyildirim
"İnsan, insana olan beklentisini yüksek tutmamalıydı..."
"Yaşam, bu daracık suyun içinde sabahtan akşama kadar gidip gelmek mi? Ölene kadar hep bunu mu yapacağız? Yoksa bu evrende başka türlü bir yaşam da var mı? Bunu anlamak istiyorum anne.'' Küçük Kara Balık kitabının yazarı Samed Behrengi’nin cenazesinin Aras Nehrinden çıkarılışı.
"Her zaman, fakat, bilhassa Beni sevmediğini Anladığım zamanlarda Görmek isterim seni de Annemin kucağından Seyrettiğim insanlar gibi, Küçüklüğümde..." - Orhan Veli
"Giyindiğimiz zaman, beni siyah boyunbağıyla görünce çok şaşırdı, "Yaslı mısınız?" diye sordu. "Anam öldü," diye karşılık verdim. Ne zaman öldüğünü sorunca "Dün" dedim. Hafifçe irkildi, ama hiç bir şey söylemedi. İçimden, bunda benim bir suçum olmadığını söylemek geldi, ama kendimi tuttum. Bunu daha önce patrona söylediğimi anımsadım. Hiçbir anlamı yoktu bunun. İnsan her zaman az buçuk suçludur." #Yabancı, Albert Camus
Raskolnikov ayağa kalktı. pencereye doğru yürüdü. gölgesi Sonya'nın üzerine düştüğü sırada geri döndü: -ben senin önünde yere kapanmadım dedi. çektiği acılara rağmen, inancını yitirmeyen tüm insanların önünde eğildim. Sonya, Raskolnikov'un cinayet itirafını duyunca, sen o insanlara ne yaptın böyle? diye sormuyor. sen kendine ne yaptın böyle? diyordu. Fotoğraf; Abbas Kiyarüstemi, Kirazın Tadı, 1997
tekliğim yorgun ve kanadı kırık kuştur hüznün yapraklarında gölgelendiği kim koparır dalından ağzı açık bir gülü kırmızı bir ölümü görmüş gibi kanarım yoruldum değiştirmekten kanını yüreğimin ne zaman bitecek bu hüzün. Sevdadır Şiirler, #ArkadaşZekaiÖzger
''eğer eğer sonbaharda geliyor olsaydın yazı yok ederdim yarı tebessüm ve yarı inkarla, uçardım ev kadınları gibi. eğer seni bir sene sonra görebilseydim, ayları yumak gibi sarar, değişik çekmecelere koyardım, birbirlerine karışmasınlar diye. eğer asırlar ertelenseydi, onları parmaklarımla sayıp, hesaplardım, van dieman'ın ülkesine parmaklarım düşene kadar. eğer bu hayatın sonunda her şey kesin ve gerektiği gibi bizim olsaydı, yaşamı bir kabuk gibi öteye atar ölümsüzlüğü seçerdim. ama şimdi ne zaman biteceği belirsiz bu hatıralar beni öldürdüğünü sezdirmeden bal arısı gibi dürtüyor...''
"Kendimle kaldığım zamanlarda çünkü o kadar çok konuşur, o kadar çok anlatırdım ki sessizliğimin azımsanmayacak bir varlığı olurdu; bu onların söylediği her türlü cümleden ve anlamdan daha değerliydi." - Bora Abdo, Balık Boğulması s.(58)
Ağıt bu toprakta kalır adın tohumların arasında yeşilinde tarlaların başakların sarısında yıllar geçse de aradan kopar gelir ırmaklardan ışır yine kurşunlanan dostlarının yarasında günü gelir dağa çıkar yıldızlardan şiir çeker kanımızı siler yıkar suların en durusunda bir annedir bir kardeştir ovalarda bir ateştir sırasında hayat verir ölüm saçar sırasında bayrak olur bize yarın rüzgârıyla ilkbaharın dalgalanır genç kızların gözlerinin karasında Ülkü Tamer
"Yalnızdım, ama bir kente yürüyen ordu gibiydim."
~Jean-Paul Sartre, Bulantı
"Dünyada her şeyin bir çaresi vardı..."
Garip bir dengedir bu: Yaşadığı yakınlıklar ve uzaklıklar -yakınlaşmalar, uzaklaşmalar-, kişinin yaşamında karşı karşıya gelerek, hem bir yoğun çelişmeler yumağı, hem de bir uzun uyumlar dizisi oluşturur: Yakınlaşmaları, çünkü, önceleri uzak olmuş; uzaklaşmışları da, önceleri yakın olmuştur — her bir yakını için bir uzak; her bir uzağı için de bir yakın… Bu denge, kişinin, temelinden anlaşılmaz bir dengesizlik olan yaşamını bir bütün olarak kavramasını da sağlar; anlamış olduğunu sandığı hiçbir şeyi, aslında, kavramamış olduğunu anlamasını da… Yaşam, belki, kavranınca uzak; anlaşılınca, yakındır — ya da, tersi… Yaşamı, kişinin, eylemlerinden oluşur — bunların da, kişiye şu ya da bu ölçüde uzak olan; şu ya da bu ölçüde de yakın olanları vardır. Yaşamı, kişinin, ilişkilerinden oluşur — bunların da, kişiye şu ya da bu ölçüde yakın gelen; şu ya da bu ölçüde uzak kalanları vardır. Yaşamı, demek ki, kişinin başka kişilerle ilişki içindeyken bulunduğu eylemlerden; böylece de, başka kişilere yakınlaşmaları ve başka kişilerden uzaklaşmalarından oluşur — bunların (henüz bitmemiş) toplamıdır. Böylesine bitmemiş toplamlar; ya da toplanmış bitmemişlikler, nasıl, toparlanıp bitirilebilir; ya da bitirilip toparlanabilir — burada, bu, deneniyor… - Oruç Aruoba, Uzak
"İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek." - Sabahattin Ali
"Acı bedeni, korku ise ruhu esir alır ve insanlar bedenlerini kurtarmak için ruhlarını satarlar." #BurhanSönmez, İstanbul İstanbul s.(25)
"Kendisine ayrılan zamanın sınırlı olduğunun ve bir gün yaşamının sona ereceğinin bilincinde olmak, insanı anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır."
- Engin Geçtan, İnsan Olmak
Nietzsche şöyle diyordu ; ''İnsan aradığını bulmak için dünyayı dolaşır; bulduğunu anlayınca da evine döner.'' Yahya Kemal ise hayatı boyunca hiç eve sahip olmamış hayatının sonuna kadar Taksim'de ki Park Otel'de yaşamıştır, Yahya Kemal belki de hiç aradığını bulamamıştı.
Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde. Yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke , Kokun gelirdi bir bahar ve gülüşün gelirdi de bir düş gibi , ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi gelirdi de ; ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü kim bilir kimin söylediği . Issız teknelerle kıyılarıma koşardım hemen , bakardım (bakmak uzanmaktır); atlaslar yırtılırdı düşümün bir ucunda , bir ucunda ben; ve suların unuttuğu yunus hıçkırıkları vururdu alnıma, dudaklarımdan tuz kervanları yürürdü. Kervanlar ki birer seraptır harami günlüğünde. Hasan Ali Toptaş, Yalnızlıklar