Sıfır Bir Onbir
Merhaba,
Çok düşünüp az konuşmanın bir erdem değil de artık fiziksel bir ihtiyaç haline döndüğü bir hayata tabî olduğum kanısındayım. Bu fikre vakıf olduğumdan beri manasız bir huzur ve aksiyle savaş veren bedenimle büyük bir kavganın da içinde olduğumu biliyorum.
Bu bilinç bende bir tahammülsüzlük de yaratmış olabilir. Nasıl mı? Şöyle ki; çok sorgulanınca, çok konuşanlar olunca etrafta ya da çok şey anlatmam beklediğinde bir çığlık kopuyor göğsümün tam ortasında.
Oysa ki ben... Ben sadece sakin bir hayat istiyordum diyordum. Duru bir su gibi şeffaf ama bir o kadar da balıkların içimde gezindiği ve onları beslerken yaşayacağım huzuru umuyordum.
Yanılmışım.
Çığlıklarımın hırçın bir dalgayı andırıyor olması ve benim o dalgalardan ne denli korktuğum aklıma geliyor. Ben denizi uzaktan seven ve asla içine girmeyen, giremeyen biriyken bu dalgaları nasıl büyüttüm içimde. Sustuğum için mi oldu herşey?
Yanılmışım.
Şimdi yine daha az konuşuyorum. Fakat sadece istenen cevapları veriyorum ve tabi yine kelimelerden tasarruf ederek.
Yazmak ise büyük konuşmaların gizlendiği bir döküntü hala benim için. Fakat; bunları sadece ben biliyor ve asla muhattaplarına iletmiyorum.
Ne sana söylediklerim ne de söylemediklerim... Sen sadece bir tesadüfte rastlayacakken ne söylemek istediğimi ya da kime söylemiş olacağımı bilemeyeceksin.
Ben yine suları dindirmiş bir balıkçının sakinliği ile kurban ettiğim balıklarımla yaşamaya devam edeceğim.
Teşekkürler.

















